Fark yaratan priz tasarımı

Hep aynı konu başlangıçı ile başlamak istemiyorum aslında ama yine de bunları söylemeden yazıma başlayamayacağım. Blog hadisesine başlayalı yaklaşık 3.5 sene olmuş, o gündür yazmaya devam ediyorum, fakat gel gör ki son bir yıl içinde ciddi bir düşüse geçtim. Neden böyle olduğunu bende bilmiyorum ama, yazmak artık eskisi gibi içimden gelmiyoır herhalde.

Her neyse baş ağrıtmak son istediğim şeylerden biri. Bugün FF’de çok güzel bir tasarımın resimlerini görüverdim. Linke tıklayıp sayfaya girip bu tasarımı yapan tasarımcının açıklamasını okudum.

Bildiğiniz gibi her ülke’nin ya da dünya bölgelerinin farklı priz standartları vardır. Bizimkisi genelikle avrupa’da çoğu priz standartı ile aynıdır. Fakat İngiltere ve civarında farklı bir priz standartı kullanıyorlar. Bu öyle bir priz ki, 3 ayağı var ve bu üç ayak ciddi şekilde rahatsızılık yaratıyor. Örnek bir U.K prizi şu şekilde:

Uk Plug

Görüldüğü gibi kalın bir şekli var. Son zamanlarda artan küçük cihazlar hayatımızı ciddi şekilde değiştirdi. Eskisi gibi hantal laptop çantaları yerine çok daha ince ve hafif diz üstü çantaları kullanılmaya başladı. Hal böyle olunca, her şey ince ve hafif olmaya başlarken böyle bir prizin faydasından çok zararı var demektir.

Royal College of Art öğrencilerinden Min-Kyu Choi’nin bitirme projesi insanları etkilemeye başarmış gibi gözüküyor. O kadar ince ve güzel düsünülmüş gibi kendimi dakikalarca bakmaktan geri alamadım. Aşağıdaki fotoğraflar bu tasarımcının bir ürünü, bu hantal ve büyük priz nasıl da güzel ve verimli bir şekilde kullanılınıyor :

Okumaya devam edin »

Kitaplar üzerine

Uzun zamandır yazmadığımın farkındayım. Yaşadğım hayatın içinde ortaya çıkan bir çok etken var, herkes gibi bende bazı şeylerden etkileniyorum ve bu yüzden kendimce önemli saydığım konulara ağırlık veriyorum. Bu son 1 yıldır kendi hayatıma daha çok önem verdiğim sayılabilir. Önceden İnternet ve Linux ekosisteminde çok zaman geçirirken şimdi o kadar zaman geçirmediğimi anlıyorum.

Tüm bunlar olurken, okuma alışkanlığımı hiç bir zaman kaybetmemişimdir. Ne okuduğum değişmiştir, ama hiç bir zaman okumamazlık yapmadım. Bana göre bir kitabı eline alıp okumak dünyanın en güzel ve en huzur verici olaylarından biridir. Bu hiç bir şekilde değişmeyecektir. Hal böyle olunca, kitap ve kitaba dair herşeyi seviyorum. Bu sevdiklerimin arasında en çok da kütüphane’ler ve kitaplıklar geliyor. Özellikle web’de gezinirken insanların paylaştığı kitaplıkları göz gezdirmeyi severim. Bir resim tabolsuna bakar gibi dakkikalarca gözümü almadan bakabiliyorum bu fotoğraflara. Bugün okuduğum bir yazı da bu yazımı yazmaya itti.

Kendisi kitaplıkların bir insan üzerinde hemen hemen her şeyi anlattığını ve bir eve girdiğinde bir kitaplık görmedikçe size güvenmeyeceğini söylüyor. Kitabı sadece içerik olarak değil bir bütün olarak değerlendirmek lazım. Nasil ki bir cd albümün kapağı o albümün bir parçası ise, kitabın kapağı ve duruşu da o kitabın bir önemli bir parçasıdır. On yıllar boyunca bizden önceki nesiller plak arşivleri yapardı. Bizim nesil, ben de dahil mp3 devri yüzünden bu zevkten mahrum kaldık. Şimdi ise başka bir zevkten mahrum birakılmak üzereyiz. O da Amazon’un çıkardığı Kindle ve kendi bütünleşik ekosistemi benzeleri sistemler yüzünden. Tabi türkiye’de bunların hiç biri yok, ne kadar tutulacağını da hiç bilmiyorum, ama kitablara yaklaşım hiç bir zaman bir kindle seviyesine inmemeli. Bu tutuculuk değil, sadece yüzyıllar boyunca var olan bir kültüre olan saygıdır.

11082009146

Bu yüzdendir ki ben de evimdeki kitaplara biraz daha “saygılı” davranmaya başladim. Bir çok yerde dağınık bir şekilde olan kitaplarımı toparladım. Eski kitaplığım aslında tam bir kitaplık sayılmazdi. Dolaptan bozma kitaplık desek yeridir. Kendisini bir kenara koyup sade bir kitaplık almıştım. Kitaplığımı da odamdan içeri girerken göreceğim şekilde tam karşıma koydum. Odama her girişimde bu kitaplık bana hayatta güzel şeylerin olduğunu hatırlatıyor. Kendisini üste görebilirsiniz. İleride bu kitaplıklardan birden fazla olmasını istiyorum. Hatta en iyisi, tek bir oda ve içinde kitaplardan başka bir şey olmaması.

Sizde durum nasıl ? Kitaplıklarınız ve kitap odanız var mı ? Kitaplara bakış açınız nasil ? Bu konuda yorum yapmak isteyenler buyursun.

Bilcem’den staj kabülü

Uzun süre önce, Prof.Dr.Levent Gürel’e bir e-posta atmıştım. Kendisine yanında staj yapmak istediğimi ve araştırdığı konulara ilgim olduğumu yazmıştım. Aradan aylar geçti ve bundan 2-3 hafta önce cevap gelmişti. Tam belli olmadığından henüz bir şey demedim ama artık belli oldu.

1 Haziran’dan itibaren 7 Haftalık bir staj dönemi beni bekliyor. Staj yapacağım yer ise Bilkent Bilişimsel Elektromanyetik Araştırma Merkezi,(Computational Electromagnetics de diyorlar).

200 milyon bilinmeyenli 200 milyon denklem çözmeye başarmışlar ve bu konuda da bir çok dünya rekorları var. Araştırma içinde bir çok bilgi ve birikim var. Bu stajı kabul etmemdeki nedenlerden biri aldığım eğitim ile birebire örtüşmesi ve dahası bilgisayar kullanarak farklı yöntemler geliştirilmesi idi. Çok ilgi çekici bir araştırma. Çok şey öğreneceğimi inanıyorum burada.

Bilişimsel Elektromanyetik hakkında henüz pek bilgim olmadığından pek bir şey söylemek istemiyorum, ama zamanla bu konuda daha çok şey yazacağıma inanıyorum.

Son olarak Prof.Dr.Levent Gürel’in TRT’deki konuşmasını da izlemenizi tavsiye ederim: http://www.cem.bilkent.edu.tr/videos/video6.html

Gnu-Radio ile yazılımla tanımlanabilinir telsiz(radio)

Yazılımla tanımlanabilinir telsiz, ya da yazılıma bağlı telsiz cağımızın en yeni konularından biri. Bundan 2 gün önce 4′üncü sınıf projemizi seçtik ve bizim üç kişilik ekip bu proje ile uğraşacak. Birazdan yazacaklarım, daha önce bunları hiç duymadıysanız kesinlikle ilginç gelecektir. Bu projenin temelini oluşturan yazılıma bağlı olan radyo’nun İngilizce ismi ise “Software Defined Radio”‘dir. Kısa adı SDR (bundan sonra yazımda SDR ile devam edeceğim. Telekom ile aşina olanlar bu terimi belki daha önce duymuşlardır.

SDR nedir?

Çağımızda’ki iletişim’lerin çoğu kablosuz olarak gerçekleşiyor. Örneğin cep telefonları ile 900Mhz ve 1800MHz frekanslarında konuşuyoruz, müziğimizi FM dalgaları ile 88-108MHz frekans yayın aralığında dinleriz, dizüstü bilgisayarımız ile 2.4Ghz ile wifi üzerinden İnternet’e giriyoruz, çatı’daki antenler sayesinde TV izleyebiliyoruz, GPS sistemi ile yönümüzü ve ona göre gideceğimiz yerleri an ve an takip edebiliyoruz.

Tüm bunlar on yıllardır mühendislerin ortaya çıkartığı bir takim radyo özellikleridir.(Radyo kelimesi her türlü veri-alış verişini yapabilen cihazlardır, yani aklınıza sadece FM radyo’su gelmesin, cep telefonu da bir radyo’dur) Her birinin kendine has özellikleri vardır ve genellikle bu teknoloji’yi çıkartanlar bu işte çok para kazanmışlardır. Neden para kazandılar ? Çünkü her frekans için özel bir donanım hazırladılar ve biz sadece bu donanım üzerinden iletişim kurabiliyorduk.

Görüldüğü gibi gündelik hayatta da her iletişim kanalı için ayrı bir cihaz kullanıyoruz ve her biri için ayrı para veriyoruz.

İşte burada SDR devreye giriyor. SDR’ın amacı, tamamen donanımdan bağımsız bir ortam geliştirmek ve mümkün olduğunca yazılımla anten kısmına kadar gelebilmek. Bu şu demek, elinizdeki bir cihaz’ın özellikleri artık donanım’a bağlı değil, aksine yazılıma bağlı.

SDR’nin avantajları nedir peki?

Dediğim gibi artık donanım’a bağlı değil, yazılıma bağlı. Bunu avantajları saymakla bitmiyor, sadece bir kaçı şu şekilde:

  • Anında değiştirilebilinir özelliklere sahip olacaklar. Öyle bir cihaz düşünün ki, istediğiniz zaman bir GPS alıcısı olacak, başka bir zaman wireless İnternet cihazı olacak, başka bir an telefon olacak, canınız sıkıldı FM alıcısı olacak. Tüm bunlar yazılıma bağlı olduğu için, tek tıklama ile bunlar olacak. Tüm bunları tek bir cihaz’ın yapabileceğini söyleyeyim tekrardan.
  • Yazılıma bağlı oldukları için, yeni teknolojilere adapte olma süreci kolay bir şekilde hal olabilecekler. Şöyle bir örnek verelim, şu an 3g destekleyen telefonlar var, bazılarında ise 3g desteği yok. 3g desteğinin olmamasının sebebi ise tamamen donanımsal bir olay. Fakat ellimizdeki cihaz bir SDR olsaydı, yeni bir yazılım ile 3g’ye adapte olabilecektik.
  • Aynı anda birden fazla kanalları dinleyebilecek ve konuşabilecek. Polislerin telsizleri mesela belirli bir frekans aralığında çalışır, askeri’yenin ise apayrı bir frekans aralığında çalışır. Eğer  SDR olsaydı polis ile askeriye kendi aralarında çok kolay bir şekilde iletişim kurabilecekler. Başka bir örnek, diz üstü bilgisayarınız var, wifi özelliği mevcut ve elinizde bluetooth destekleyen bir telefon var. Bluetooth’lu telefondan wireless’li diz üstü bilgisayarınıza bağlantı kurabileceksiniz.
  • Yazılıma bağlı olduğundan, doğanın donanımlara getirdiği bazı sınırlamalar ortadan kalkacaklar.Bu yüzden daha önce hiç görmediğimiz uygulamalar görmemiz mümkün olacaktır.

Peki Gnu Radio nedir ?

10 yıl önce Eric Blossom, açık kaynak kodlu SDR projesini ortaya attı. Bu projeyi daha fazla ileriye götürmek için, GNU kurucularından Richard Stallman’i de ikna ederek, GNU çatısı altına almaya başarmıştır. Gnu radio‘nun kendi altında 100′e yakın blok var. Her bir blok, telekom alanındaki bazı matematiksel özellikleri yapmayı yarıyor. Örneğin filtreleme, demodulation, modulation,vs.. Bu sayede, bazı fiziksel olayları yeni baştan yazmak yerine, Gnu radio’nun kütüphanelerini kullanmak mümkündür. Örneğin bu kütüphaneler ile kolayca bir FM alıcısı yapabilirsiniz.

Tabi bu yazılım çalışabilmesi için bir donanım yine gerekli. Günümüz dünyamızda her evde en az 2 çekirdekli bilgisayar artık olağan olmadığından, bu tarz yüksek işlemci hızı gerektiren işlemleri kolayca yapmamız mümkün. Masaüstü bilgisayarların işlemci güçleri gayet yeterli, fakat bunların alıcı kısmının dezavantajları var. Hava’dan gelen bir sinyali nasıl alacaksınız mesela? Bilgisayarlarımızda ses kartları aslında çok düşük fiyatları analog-to-digital çeviricileridir. Fakat bunlar 96KHz aralığında olduğundan, bizim diğer sinyaller için çok yetersiz olacaktır(örneğin FM frekansları 88MHz’den başlar, yani yaklaşık 10 katı daha fazla). Başka bir alternatif ise, yüksek hızlı PCI analog-to-digital ana kartları satın almak. Bunlar bizim işimizi görebilir, fakat normal bir masaüstü fiyatı kadar pahalı olacağından göz ardı edilebilinir.

Bu yüzdendir ki, Eric Blossom, USRP adında, SDR için özel geliştirilmiş bir ana kart geliştirdi.

USRP nedir ?

USRP’nin açılımı “Universal Software Radio Peripheral”‘dir. Bu genel amaçlı bir anakart. Üzerinde 4 tane yüksek hızlı analog-to-digital(ADC) çeviricileri, 4 tane digital-to-analog(DAC) çevirileri, bir tane FPGA ve bir kaç giriş ve çıkış girişleri var. GNU radio yazılımı doğrudan bu cihaz ile kolay bir şekilde iletişim kurabiliyor. Bu cihaz’a özel kütüphaneler var. O yüzden USRP ile SDR oluşturmak ve üzerinde çalışmak çok daha kolay. Tabi ki Gnu radio farklı platformlarda çalışacaktır, fakat USRP gibi özel bir donanım kadar performanslı ve efektif olmayacaktır. Aşağıda resimleri görebilirsiniz

gnur_01

gnur_02

Anakartın üzerinde bir takım kardeş-anakartlar yerleştirmek mümkün (bunlara daugtherboard deniliniyor). Bu kardeş anakartların her biri farklı frekans aralıklarındaki frekansları almayı ve göndermeyi becerebiliyor. Her birinin farklı yani. O yüzden geliştireceğiniz proje’ye göre, kardeş anakartları da farklı olacaktır. Eğer cep telefon sinyalleri ile uğraşacaksanız, 900MHz-1800MHz aralığındaki bir kardeş anakartı almanız gerekebilecek. USRP’nin üzerinde 4 tane bu tarz giriş var, yani 4 tane farklı kardeş anakart üzerine kurabiliyorsunuz. Bu yüzden farklı frekanslarından alabilir ve gönderebilirsiniz. Yukarıdaki resimde 4 tane farklı anakartın yerleştirildiğini görebilirsiniz.

Sonuç

4′üncü sınftaki bitirme projemiz, bir tane USRP üzerinde, şu an daha henüz belli olmayan bir alıcı ve verici düzeneği oluşturmaktır. Proje’nin detayları sonra belli olacak. Zamanla bunları burada yazacağım. Bu kadar yazdım, hiç mi dezavantajları yok bunun diyeceksiniz? Evet maalesef var.

Bu cihazı Amerika’dan 700 dolara getirebilirsiniz. Kardeş anakartlar ise 150-200 dolar arasında değişiyor. Ayrıca uzun mesafe’de çalışmak için iki tane anakart almak isteyeceksiniz. Oradan buraya kargo ücreti ise 150 dolar tutuyor. Bizim bölüm iki tane anakart bize tehsis edeceğinden bu yönde bir sıkıntı olmayacak(öyle denildi, umarım sorun çıkmaz bu konuda), kardeş anakartlar için ise kendimiz biraz para ayırmamız gerekecek herhalde. Sponsor bulursak tabi bunların hiç biri olmayacak. Türkiye gibi bir ülke’de bu konuda kesinlikle çok güzel araştırmalar yapabileceğine inanıyorum.

Kaynaklar:
http://www.ettus.com/
http://www.gnu.org/software/gnuradio/
http://en.wikipedia.org/wiki/Software-defined_radio
http://www.comsec.com/software-radio.html
http://dev.emcelettronica.com/gnu-radio-open-source-software-defined-radio

BackupPc yerelleştirmesi

Portakal Staj başvuru’sundaki üçüncü aşamam BackupPc’yi yerelleştirmek. Normalde .po dosyaları vardır bunlar kolayca yerelleştirebiliniyor.Birde belki bileniniz vardır, zamanında eklentiler.mozilla.org.tr‘de Türkçe eklentiler sunuyorduk(Bak bunu tamamen unutmuşum, CV’ye yazmam gerekiyor :) ). Gayet de başarılıydı. Bu iş ise zordu biraz, çünkü .xpi dosyaları açmak gerekiyordu içindeki dosyaları düzenlemek ise zor olabiliyordu bazen. Fakat sonrasında bir takım olaylar oldu ve sebepsiz yere yüzlerce hakarete varan mailler aldık. Neyse ki sonra Babelzilla platformu ortaya çıktı ve biz bu işleri buradan devam etmiştik. Ben çok devam edemedim zaten, şimdi kimler yerelleştirme ekibinde bilmiyorum.

BackupPc geri dönersek, arka planda çalışan bir uygulama olduğundan yerelleştirecek pek bir şey yok, fakat BackupPc’nin web arayüzü yerelleştirmeye gayet müsait. Bu sebepten dolayı BackupPc kullanıcıları listesine bir mail attım. Nasıl yapabileceğimi ve belirli prosedürler var mı diye sordum.

Gelen cevap ise şu şekildeydi:

You should look in lib/BackupPC/Lang. Each language has its own
file. You can copy copy en.pm (English) to tr.pm (Turkish) and
then edit it with the translation of each string. Don’t change
any of the html or variable names prefixed by “$” – just the
English text.

Ben de o zaman bu işe başlayacağım, bitirince size dosyayı yollarım diye cevap yazdım. Craig ise bana şu cevabı yazdı:

Sure. You can just send it to me and I will include it in CVS
and the next release.

Daha henüz başlamadım, fakat kısa zamanda başlayacağım. Gelişmeleri buradan takip edebilirsiniz.

Pardus’ta BackupPc kurulumu – 2

Dün birinci kısımda BackupPc’yi nasıl kuracağımız anlattım. Bu kısımda ise client(istemci) ve sunucu kısmında neler yapmamız gerektiğini söyleyeceğim. Mail listesinden aldığım cevaplar pek işe yaramadı çünkü hata başka yerdeymiş. Nmblookup komutunun çalışması için istemci’de samba kurulu olması gerekiyormuş. O yüzden istemci tarafında samba’yı kurmayı unutmayın.

BackupPc veri aktarımı için SSH kullanıyor. Bunu kullanabilmesi için sunucu’daki anahtarlarımızı istemci’ye aktarmamız lazım. Yani sunucu’ya bağlanmak isteyen her kişi’ye sunucu’da oluşturduğumuz anahtarları yollamamız lazım. Bu biraz zahmetli iş ama İnternet’te yaptığım araştırmalar sonucunda basit bir belge buldum. Şimdi sırayla şu işlemleri yapalım:

Okumaya devam edin »

Sonraki sayfalar »