Belgelik: January, 2007

Doğru söze ne demeli

Bana göre bir Bilgisayar Mühendisi, hiçbir şey bilmese dahi nasıl araştırma yapacağını bilmeli ve öğrenerek; atıyorum hiç bilmediği bir dilde bile bir program yazabilmelidir. Sırf araştırmayla yol alabilecek adam olmalıdır. Şu son 3-4 senedir özellikle Linux kullanmanın da verdiği alışkanlıkla, herşeyi araştırarak yapmaya başladım. Kendimi geliştirmiş olduğumu hissedebiliyorum insanlara baktıkça… Bugün bunu daha da iyi anladım…

Alper’in söylediklerine katılmamak elde değil. Devamı burada.

Nescafe çıktı, mertlik bozuldu

KahveBu aralar yine kahveye hasret duyuyorum. Her ne kadar, nescafenin ürünlerini içmemeye gayret etsem de, ellimin altına geçiyorlar ister istemez. Fakat okuldaki bir işletmeci, yeni filtre kahveleri getirmeye başladı, ve benim de yüzüm gülmeye başladı. Çok kaliteli olmazsa bile, hazır kahvelere göre çok çok daha iyi. En azından benim için. Bugün içtim ve uzun zamandır gerçek kahve içmediğimin farkına vardım. Şimdi neden bunları yazma gereği duydum.

Bunun birincsi sebebi, çok özlemişim keyifle kahve içmeyi, ikinci sebebi ise, hafif’deki bir yazı bunları yazmama vesile oldu. Hafif’deki o tartışmayı okumunazı tavsiye ederim. Siz de elinizden geldiğince, hazır kahve içmemeye gayret edin. Adı üstünde Kahve, keyif verecek, keyifle içilecek. Günümüzün dünyasına her şey hızlı olduğu için, her şeyi hızlı yapar hale geldik. Bunun en bariz örneği de yemek(fast food). Konumuza geri dönersek, böyle bir dünyada işte, kahve gibi, keyif vermesi gereken bir içeceğin, üçü bir arada, hemen yap, hemen iç denmesi çok abes kaçıyor. Ayrıca nasıl bir tadı var, insanlar nasıl tad alıyor anlamıyorum. Hani ben de içiyorum, ama sevdiğimden değil de, gerekli olduğundan (gece ders çalışmaları, sınav öncesi …).

Bir yabancı sitede Türk kahvesi nasıl yapıldığını anlatılıyor. Adamlar 11 sayfa boyunca türk kahvesini tüm ayrıntılarıyla konuşuyorlar, tartışıyorlar. Kahve keyifle içilir demiştim ya, işte bu Türk kahvesini nasıl daha keyifli içeriz diye tartışıyorlar. Ekşi’deki hazır kahve altında yazılanlara da bakmanızı tavsiye ederim. Nescafe altında yazılarn şu girdinin gerçeklik payı var mı bilmiyorum, ama gayet güzel anlatmış olayı biri:

Brazilyalı kahve üreticilerinin ellerinde kalan yeşil kahve çekirdeklerini ne yapacaklarını bilemeyip,isviçreli nestle firmasına,

- bu yeşil kahve çekirdeklerini ne yapalım? nasıl değerlendirebiliriz bu kahve çekirdeklerini?

diye başvurması sonucu,
isviçreli nestle çalışanlarının,

-”aman bu yeşil çekirdekler atılmasın, bunlardan da para kazanalım”

diye icad ettiği,

cafe ve nestle sözcüklerinin karışımından türetilmiş bir isme sahip ticari bir içecek adıdır nescafe.

-” dünyaca ünlü geleneksel bir türk tadı olan türk kahvesi varken,

“yeşil kahve çekirdekleri elimizde kalmasın diye” isviçrelilerce uydurulan bu içeceği içenlerse mutlaka türk kahvesi diye bir şey duymamış olan başka gezegenlerin insanlarıdır herhalde diye düşünüyorum.

Son olarak da yukarıdaki kahve resimin üzerindeki kalbin nasıl yapıldığını görmek istiyorsanız, Latte Art diye adlandırılan bu sanatı izleyin derim.

Sessizlik ile beraber oturmak isterdim şimdi, yanyana …

Tam şimdi ellimde bir kitap, ve yanımda bir kahve ile, oradaki oturağa oturup, kahvemi yudumlayıp, kitabımı okumak ve manzaranın o büyüleyeceği havasının üstümden akmasını isterdim. Orada olmak şimdi ne güzel olurdu, kar, yağmur, fırtına, sıcaklık fark etmez, yeterki orada olmak … Sessizliği tadını çıkartarak …

Sessizlik

(Fotoğraf : IrenaS - The Rest Cure)

Şarap mücadelesi nasıl verilir ?

Bu kadarını da beklemiyordum açıkcası, olayı güzel bir dilde anca bu kadar anlatılır. Gayet güzel maddeler de var. Arkadaşı tebrik ediyorum :)

Kamuoyuna saygı ile duyurulur:

1- Türkiye bir meyhanedir, meyhane kalacak.

2- Türkiyenin tüm sokak, cadde, liman ve park alanları üzerindeki haklarımız kısıtlanamaz.

3- Şarapçılara kırdığınız şişeleri toplayın baskısı yapılamaz.

4- Şarap içenlere karşı toplumun tutunduğu tavır kabullenilemez.

5- …

Daha fazlası için buraya tıklayın - Şarap mücadelesi

Hangi Gmail uyarıcısını(notifier) kullanmalıyım ?

b9fad17513ab5387833d500e23045f9b23389.jpeg

Daha önce yazdığım yazılarımda da belirtiğim gibi Gmail’e geçtim. Gmail kullanan çok, ve web üzerinden olsun, ya da kendi bilgisayarındaki e-posta istemcisi ile olsun her zaman yeni e-postalar geldi mi, geldiyse ne kadar, hangi klasöre diye sorular gelir. Bunu öğrenmek için de piyasa’da bir çok Gmail bildirici programları var, ingilizce adıyla notifier. Bu yüzden de benim işimi görecek bir bildirici şart. Bu işi yapan bir çok program ve eklentiler mevcut. Bir kaç tanesini denedim, izlenimlerim aşağıdaki gibi. İlk önce Mail-watcher ile başlıyayım:

Okumaya devam edin »

Bir türkiye klasiği

Şimdi aşağıdaki bir tane fotoğraf var. Burası bizim evin önü. Bir caddenin ve sokağın birleştiği yer. Sol taraf cadde, onun devamı sağ yukarı ise sokak. Cadde ve sokak arasındaki fark ise, Cadde’nin asfaltı düzgün bir şekilde yapılmış, sokağın ise kırık dökük olması. Ayrıca caddenin asfaltı daha yeni yapıldı, yeni döküldü yani. Gelelim neden bu yazının başlığını bir Türkiye klasiği koydum diye. Asfaltı döken kişiler Ankara Büyükşehir Belediyesinin çalışanları. Buraya bu asfalt dökülürken, gittik söyledik bakın 3-4 metre sağda da bozuk bir yol var, orayı da düzeltin diye.

Çalışanların verdiği cevap ise şu : Haklısınız da, biz Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak, sadece caddelere hizmet verebiliyoruz, sokaklara Çankaya Belediyesi bakıyor, bu yüzden karışmamız mümkün değildir“, sonra oradaki bir yetkiliyi çağırdık ve ikna etmeye çalıştık, o da, buraya dökebileceğini söyledi, ama Çankaya Belediyesi ile araları olmadığından(Yıllardır Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Çankaya Belediyesi arasında anlamadığım, anlam veremediğim bir tartışma var, birbirilerini çekemiyorlar) sokağa asfalt atarsam başım derde girer dedi. Şimdi diğer açıdan bakarsak, Ankara Büyükşehir Belediyesi gıcıklık olsun diye Çankaya Belediyesinin sokaklarını karışmıyordur bilerek. Ya da tam tersi işte.



Her iki tarafa da hak veremiyorum, bu türkiye’nin bir hastalığı ne olsa. İnsanları karşı karşıya getirmek, insanları bir tarafı tutmaya zorlamak, ister istemez bu kavganın içine sürükleniyor. Aynı türban meselesi gibi. Yazacak daha çok şey var da, neyse …

« Previous PageNext Page »