Belgelik: August, 2007

Canon PowerShot G7 hakkında fotoğraflar ve bilgiler

Canon G7Yeni aldığım kameradan sizlere bahsetmiştim. Onunla bir kaç fotoğraf da çektim. Malesef isteğim dışında dirseğim değdi, yere düştü ve optik mekanizmasında bir ariza meydana geldi. Aslına bakarsanız fotoğrafı tıpkı ilk gündeki gibi çekiyordu, fakat bilmediğim bir mekanik ses geliyordu Canon Ixus 950'den. Bu yüzden geri verdim bende makineyi. Almanya'da 14 gün için aldığınız tüm eşyaları geri verme hakkına sahipsiniz. İster beğenin ister beğenmeyin, satıcı almak zorunda çünkü kanunen böyle bir yükümlülük var(Amazon.de'de bu süre 30 gün bildiğim kadarıyla).

Gelelim asıl konuya bu kamerayı verdikten sonra orada daha önceden de araştırıp ve daha çok almak istediğim bir makine duruyordu. O da Canon G7 idi. Fiyatı yaklaşık 100-150 euro daha fazlaydı, ama gönlüm bundan yanaydı. Ne olur ne olmaz diye biriktirdiğim bir para miktarı vardı, onu da üstüne koyarak bunu aldım. Aldığımdam beri bir sürü fotoğraf çekmeye başladım.

Canon PowerShot G7 ile çektiğim fotoğraflar da şu şekilde:


Created with Admarket's flickrSLiDR.

Özelliklere gelince Canon.com.tr'de ayrıntılı bir şekilde var. Kısaca bahsetmek gerekirse 10 megapiksel Ccd, 6x optik zoom, Optik Görüntü Sabitleyici(IS), 9 Noktali AiAf, 2.5" Lcd, 1024x768 çözünürlükte video çekimi . Canon'un sitesindeki tanıtımda biraz reklam da var elbette, fakat ben kendi kişisel tercihlerimi de belirteyim. Neden Canon G7 aldım ?

powershotg72fsrtopsf9.jpgBirincisi fotoğraf çekmeyi çok sevdiğim için Dslr makinesi almak istemiştim. Uygun fiyat'a da bulmuştum(Nikon D40+Kit 410 euro). Fakat fotoğraf çekme tekniklerini hemen hemen hiç bilmiyorum. Alacağım Dslr makineyi kullanamyacaktım bile. Araştırmalarım sonucunda Canon markası altında G7'i buldum. Ful manuel ayarlama imkanı veriyor çünkü. En önemli özelliği de bu bence. Bununla giriş seviyesinde öğrenmeye çalışacağım. Ardından(muhtemelen yıllar sonra) dslr'lere geçiş yapacağım. Ee diyeceksiniz bu Fiyata Nikon D40'da alınır , ne diye bunu aldın? Bu yüzden gelelim ikinci noktaya.

Bu makineyi sadece ben değil, ailem de kullanacak. Babam bu yüzden hem küçük hem de güzel ve net çekebilecen bir kamera istmişti. Kompakt makine sınıfında ful manuel ayarlama imkanı veren ve aynı anda güzel ve net fotoğraf çeken makinelerden tek Canon G7 vardı. Böyle olunca bende bunu aldım. Makine ile çekmek gerçekten çok keyifli. Kullandıkca kullanasım geliyor. Makinenin üzerinde ISO için özel bir ayar düğmesi bile var. En çok kullandığınız özelliği de bir tuşa atayabiliyorsunuz. 2 tane kişişelştirebilir modlar var, C1 ve C2 adında. Bunlara istediğiniz gibi oluşturabilir ve kayıt edebilirsiniz, böylece her seferinde manuel ayarlama seçeneğinden ayarları değiştirmeniz gerekmiyor. Örneğin ben manzaralar için özel bir ayarı kayıt ettim kendimce. Onun dışında netleşmeyi manuel olarak ayarlayabilirsiniz. 4 yön-tuş'un etrafında birde halka şekilde ayarlama düğmesi var. Bunu döndererek ayarlamaları çok kolay bir şekilde yapabiliyorsiniz.

Canon G710mp ile çekilmiş fotoğraflar 2-3mb yer kaplıyor. Ben yanında 2gb kart aldım, fakat 1gb de işinizi görür. Burada bir kaç noktaya dikkat etmeniz gerekiyor. G7 ile çekilen videolar 1024x768 şeklindedir. Yani diğer kompakt makineler'den çok daha büyük bir çözünürlüğe sahip, hal öyle olunca bu videolar daha da yer kaplayacak. Bu yüzden yüksek kapasiteli kart almanız iyi olacaktır. Fakat bence her makineyi kendi alanına göre kullanmak sizin için en iyi sonucu verecektir. Yani fotoğraf çekmek. Onun dışında içindek çıkan Bateri ile 200-250 tane resim çekmeniz mümkün. Yedek bir bateri almanız iyi olacaktır. Amazon.de'de 20 euro'ya Hähnel marka bateri var. Orjinal bateri 50 euro tutuyor. Türkiye'de eminimki bu rakam çok daha yüksektir. O yüzden internet üzerinden uzuza geliyorsa sipariş verin.

Böyle güzel bir makinen eksik yanları olmaz mı ? Tabi ki. Hiç bir şey kusursuz değildir. Yukarıda da dediğim gibi Komapkt sınıfında yerini alıyor. Alıyor almasına da kompaktlar gibi şık ve modern bir tasarıma sahip değil. Ayrıca diğer kompakt makineler gibi küçük de değil. Ağır ve biraz büyük bir makine. Ben sevdim yine de. Nostaljik bir tasarıma sahip. Ama eğer öyle her zaman yanımda taşıyayım, cebime koyayım diyorsanız kesinlikle tavsiye etmem. Benim küçük bir çantam oluyor genelikle ya da okul çantam o yüzden sorun olmuyor.

Son olarak 1-2 ay içinde Canon PowerShot G9 adında yeni bir makine çıkacak. 12mp, 3 inc ekran ve Raw destekli. Ben pişman değilim G7 aldığıma çünkü G9'un öyle çığır atacak yeni özellikleri yoktu. Ayrıca Canon G7 hakkında sorularınız varsa seve seve yardımcı olabilirim bu konuda.

Almanya’da yaşam - Monotonluk (3)

Diğer iki yazımdan sonra almanya'daki motonluk hakkında da bir şeyler karalayım. Burada monotonluktan bahsederken insanlar arasındaki bağları yazmak istiyorum.

Burada uzun süre yaşayan bilir. Türkiye'ye gittikten sonra bilmediği bir sıcaklık kaplar onu. Nedense daha hoşuna gider bu sıcaklık. Örneğin simitci'den bir simit almak insanın hoşuna gider. Abi bir simit verir misin? Hoş ve samimi sorular kaplar hep yanını. Elbette istnisnalar da vardır, fakat Türkiye'deki samimiliği ben hiç bir yerde görmedim. Bu yüzden de çok huzurlu hissediyorum kendimi. Dışarıya çıktığımda şöyle bir çevreme bakınca o sıcaklığı hissedebiliyorum. Her gün döner aldığınız bir yerdeki insan ile çabucak bağ kurabiliyorsunuz. Bir sonraki gidişinizde "Oohh Adnan abi nasılsın, keyfiler yerinde mi ?" gibi cümleler oluşturabiliyorsunuz. Berber'e gittiğiniz an o mahalle de ne var ne yok bilirsiniz. Hatta çevremden bilirim çoğu insan berbere konuşmak, muhabbet etmek için gider. Neden ?

Nedeni Türkiye'den kaynaklanıyor. Türkiye'deki insanlar hep böyle samimi olabiliyorlar. Herkes birer aile olabiliyorlar. 1 senelik arkadaşınız hemen kankanız olabiliyor. Almanya'da bu böyle değil. Almanya'daki insanlar çok farklıdır. Dışarıya çıktığınızda bir sessizlik sizi kaplar. Türkiye'ye alıştığıysanız bu sessizlik sizi ilk başta ürpetebilir. Hemen "Ya burası ne soğuk bir ülke" deyi verirsiniz. Hakaten de öyledir. Bir mağaza'ya girersiniz o sıcaklığı her yerde bulamazsınız. Otobüsler'de örneğin herkes kendi işindedir, kisme kimseyle muhtabap olmaz. Oysa ki Ankara'da benim yanıma yaşlı bir amca oturunca sormadan edemez. Bir muhabbet kesin döner. Bu kaç kez başıma geldi. Yaşlı adam yanınıza oturmaktan da çekinmez Türkiye'de. Almanya'da muhtemelen ya korkusundan ya da muhatap olmak istemeyişinden yanınıza oturmaz.

Bunun sebebini de daha önce bahsettiğim planlamaya bağlıyorum. Herkez robot gibi yaşıyor Almanya'da. Öyle canı sıkıldığında ani kararlar verip bir yere gitmiyor kimse. Türkiye'de okul çıkışı biz kaç kere öyle aniden bir yere gitmişizdir, kaç kere şunu yapalım demişizdir. Burada o plansızlık pek yok.

Almanya’da yaşam - Lüks Hayat(2)

Son girdimde Almanya'daki zaman kavramını anlatmıştım. Bu yazımda da Almanya ve Türkiye arasındaki Lüks hayatın farklılıklarını anlatacağım. Çoğunun düşüneceğinizin aksine Lüks hayat Türkiye'dedir. Burada değildir. Nasıl mı ?

575239506_312a3c38f3_m.jpgBir örnek vererek anlatayım. Araba sürenler Türkiye'de benzin alırken bilirler. Siz gidersiniz boş bir yere, orada çalışan biri sizin için gereken miktarı doldurur. Siz de ona parasını verir çekip gidersiniz oradan. Aslında pek bir şey yapmamış olursunuz, parayı veririsiniz o kadar. Almanya'da ise tam tersidir bu olay. Boş bir yere geldikten sonra, kendiniz alır kendiniz doldurursunuz. Doldurduktan sonra benzliğinin kasasına gider, ve sirada beklersiniz sıra varsa tabi. Ardından gereken miktarı verirsiniz, ve orada ayrılırsınız. Bu her yerde böyledir Almanya'da. Sizin yapmanız beklerler.

Başka bir örnek daha. Çoğu apartmanlarda kapıcı denen bir şey vardır Türkiye'de. Sizin için ekmeğinizi alır, dışarıya koyduğunuz çöpü atar, gazetinizi getirir , evin çevre temizliğine bakar, gerektiğinde de temizler. Bakalım Almanya'da bu işler nasıl yürüyor. Burada biz 21 dairelik bir apartmanda oturuyoruz. Her katda 3 daire vardır. Kapıcı yoktur buralarda. Onun için herşeyi siz yapmanız gerekecek. Çöpleri öylece torbalara atamazsınız. Mutlaka ayırmanız gerekiyor. Bio atıkları bir yana, kağıt paket parçaları bir yere, camlar şişeler de bir yana atmanız gerekiyor. Evler için özel çöp bidonları vardır bu yüzden. Bu çöp bidonları 2-3 tane kısıma ayrılmıştır ki yukarıdaki ayrımı daha kolay yapınız diye. Dolduktan sonra kendiniz bu çöpü dışarıya atmanız gerekecek.

Çevre temizliği ise çok ayrı bir şey. Her daire sahibi,kiraci birer hafta boyunca binanın ve kendi daire katının temizliğinden sorumludur. Bir tane defter vardır, bu defter her hafta birine verilir. 1'inci kattan başlar, 7'inci kata kadar çıkar haftalar boyunca. Örneğin bu defter bize gelince benim yapmam gerekenler şunlardır. Asansör varsa asansörü silmem gerekecek. Daire katındaki araları ve bir altaki merdivenleri silmem gerekecek. Eğer kış varsa, apartmanın önünü kürekle temizleyeceğim ve tuz atmam gerekecek. Onun dışında apartmanın girişini ve dış çevresini de temizleyeceğim. Sonbahar ise yaprakları temizlemem gerekecek. Bu sistem çok güzel bir şekilde işliyor, kaytaran olunca apartman yöneticisi tarafından cezalandırılabiliyor, kiracı varsa ek kira masrafı gelebiliyor.

Benzinin fiyatı Türkiye'ye göre 5-10 cent daha ucuz. Arabalar ise çok ucuz. Arkadaşlarımın çoğu 500 euro'ya araba alır, yeterince kullandıktan sonra çöpe atarlar(tabi eski model arabalar için). Buna rağmen heryerde otobüslere binilir, metrolar kullanılır. Frankfur havaalanı bize 3 km yaklınlıkta ve çoğu kişi bisiklet ile gider işe. Yaş, cinsiyet fark etmiyor. Arabayla işe gidenler genelikle 40-50 km uzakta yaşayan kişiler oluyor, onun dışındakiler hep otobüs ve metro kullanır.

Gördüğünüz gibi buradaki çoğu insan parası olmasına rağmen öyle çok lüks bir hayat yaşamazlar. Çünkü disipline alışmışlar, israf yapmamaya alışmışlar.

Bir sonraki yazımda Almanya ve Türkiye arasındaki monotonluğu anlatacacağım.(Fotoğraf: Boomtown Dubai)

Almanya’da yaşam - Zaman Kavramı

Aslında bu girdiyi yazmak için buraya gelmeme gerek yoktu fakat burada olmamın bu girdiyi yazmayı daha da güçlü kıldı. Yaklaşık 1 haftadır Frankfurt'un yakınlarında küçük bir kasabadayım. Çoçukluğumun geçtiği yer. 17 yaşına kadar buradaydım, sonra 180 derece dönüş ile Ankara'ya yerleştim. Bu kadar sene Almanya'da kalınca bazı şeyleri çok daha farklı görebiliyor insan. Örneğin Zaman kavramı.

Buradaki yani Almanyadaki insanlar zaman'a çok değer verir. Zaman onlar için çok önemlidir. Herşey planlıdır, ve her şey zamanına göre yapılmalıdır. Yollardaki hız levhaları da bunun için planlanmıştır. 30 yazıyorsa, 30'dan fazla kimse gitmez. Örneğin 30'luk bir yerde 50 ile giden araba hiç görmedim bir haftadır(1 haftadır takip ediyorum araba sürerken). Neden derseniz, çünkü insanların 50 ile gitmeye ihtiyaçları yok da ondan. 30 ile gittiği zaman zaten herşeyi yapıyor, çünkü hayatı ona göre planlı. Hem insanların hayatlarını da tehlikeye atmıyor daha hızlı sürerek. Huzurlu bu yüzden, huzurunu bozmuyor. Herkes öyle. Sokaktaki insanlara bakın, gelen gidenlere herkes bir şekilde planlı olarak gidiyor. Durulması yerde duruyor, hızlanması yerde hızlanıyor.

3002669_9314cb8eb9.jpg

Ankara'da en çok şikayet ettiğim şey ulaşımdı. Metro metro diye bağırıyorlar, fakat buradaki sistemi bir görseniz ulaşımın ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Evimin önümdeki otobüs her gün saat 7:32 de gelir. Kasaba olduğu için her saat gelir. 8:32'de, 9:32'de ... Ne 1 dk önce ne 1 dk sonra. Öyle planlamışlar. Bizler de ona göre planımız yapıyor,ona göre evden çıkabiliyoruz. Ona da göre de bugün ne yapacağımıza karar veriyoruz. Bu planlama sadece otobüsler'le ile bitmiyor, aynı şekilde metro istasyonları da bu şekilde işliyor. İşten çıktınız örneğin saat 18.54'de metro istasyonun geldiğini bilirsiniz. Ona göre de ne yapmak gerektiğini bilirsiniz.

Bu zaman meselesi yüzünden insanlar da birbirilerine çok saygılılar. Türkiye'de parayla bazen zamanı satın alabilirken, burada parayla zamanı satın alamazsınız. Örneğin bir mağaza saat 20.00'de kapanıyorsa, isterseniz 1000 euro verin, o adam o saat'den sonra iş yapmaz. Hem kanunen yasak olduğu için(ki almanlar çok bağımlılar ve uygularlar kanunları), hem de zamanı çok değerlidir. Pazar günleri hemen hemen hiç bir mağaza açık değildir. Zamanları kiymetlidir dediğim gibi ve hafta'da bir gün de olsa bu zamanlarını kendilerine ayırırlar. Bu yüzden çoğu insan Cumartesi günü ekmek alır, yemek alınacaksa alır ki Pazar günü aç kalmasın. Bu yüzden zaman meselesini burada çok takdir ediyorum. Sabahın erken saatlerinde planlı bir şekilde başlar hayatları ve akşam 18.00'a kadar devam eder. Ama insanın içi huzurlu oluyor, çünkü herşey planına göre işliyor.

Anlatacak çok şey var bu yüzden yazıları 2-3 parça'ya ayıracağım, bir sonraki yazımda Türkiye ve Almanya arasındaki Lüks hayatının farklarını anlatacağım.

Not: Ara sıra burada 14mbit'lik şifresiz bir ağ yakalıyorum. Fakat hemen gidip geliyor. Bu yüzden bu 3-4 haftalık sürecte blog'da teknolojik ağırlıklı yazılar olmayacak pek, daha çok burada edindiğim izlenimler yer alacak. Ayrıca çektiğim fotoğrafları Flickr sayfamda görebilirsiniz. Yukarıdaki fotoğrafın adı da: Time Sink

1 yılı geride bırakmışız

Tamı tamına 1 yıl olmuş başlayalı. Daha önce girişimlerim çok oldu. Biraz iradem olsaydı belki 3 sene bile olacaktı. Fakat insan herşeyi kendi eline almayınca hep sorun çıkıyor. Bu 1 sene'de bir çok girdi yazmışım, bir çok kişi de yorum yazmış. 171 tane yazıya toplam 529 tane yorum yapılmış. Ocak'ta başlattığım Feedburner servisi sayesinde rss beslemesine üye olan kişileri de görür oldum. 7 ay içinde 120'ye yakın kalıcı okuyucu sağlamaya başardım. Bu kısa sürede blog'umu keyfile okuyan ve bana destek olan bir çok kişiye teşekkür etmek istiyorum.

Yazmayı her zaman sevmişimdir. Bu sene de aynı çizgide, özgün içerikten ödün vermeden yazmaya deneyeceğim. Biraz özel, biraz açık-kanyak, biraz bilişim, biraz düşünce, biraz ipucu, biraz fotoğraf, biraz sanat... Şehrin her kısmından yazılar olacak yani. Beğenmeniz dileğiyle.

Aslında daha çok şey yazmak isterdim, fakat internet bağlantım malesef yok. Bu yazıyı da bundan 1 hafta önce hazırladım. Sorun olmazsa otomatik olarak yayına çıkacak :)

Almanya’dan selamlar ve Canon Ixus 950 Is

Yeni düzenleme(24.08.2007): Malesf Canon Ixus 950 is elimden düştü ve makinede sorun çıktı. Bu yüzden geri verdim. Verirken de gözüme bir Canon G7 ilişti. Zaten bunu daha çok istiyordum, biriktirdiğim bir miktar parayı daha üstüne koyup bir tane bundan aldım. Uzun bir inceleme yazısı kesinlikle hazırlayacağım.

Buraya gelmemle beraber ilk önce buralarda wifi bağlantısı aradım. Ne yazık ki hemen bulamadım, fakat bugün 10mbit'lik şifresiz bir ağ buldum ve hemen giriverdim (Hatta 1.3 gb'lik bir film de indirim hemencik, hıza inanamadım) . Şu an Almanya'dayım ve yaklaşık 3-4 hafta da burada olacağım. Burada edindiğim izlenimlerimi sonra tekrar yazacağım. İlk önce şunu diyeyim ki, buradaki havalar Türkiye'nin tam tersi. Babam 7-8 haftadır sürekli yağmur yağıdını anlattı. Önceki senelerde buralar hep kuraktı, fakat bu sene yemyeşil, 20-25 derece arası bir havası var. İnsan kendisini çok rahat hissediyor.

3017216.jpgGelir gelmez burada kamera araştırmalarım devam etti. Babamın bir arkadaşı sayesinde büyük bir mağaza'da yeterince indirim aldık. Hal ölye olunca bende kompakt bir makine aldım. Dslr mantığı ağır basıyordu, fakat babam kompakt olsun diye israr edince bunu aldık. Canon Ixus 950 Is makinesini yani. Makinenin özelliklerini burada uzun uzun anlatmak istemiyorum. Almamın tek sebebi kaliteli olması. Pixel sayısı önemli değildi zaten. Övecek çok şey bulunabilir fakat gerek yok. Alanlar pişman kalacağını sanmıyorum. Çektiğim fotoğraflara bakarak da görebilirsiniz nasıl olduğunu. Fakat bunun yerine Canon Ixus 850 olabilir de, çünkü onun geniş açısı var, bu sayede manzara ve iç mekan fotoğrafları daha güzel olabiliyor.

Burada Turker ve Alper abi'ye de teşekkür etmek istiyorum bu vesileyle. Canon hiç aklımda yokken aklıma Canon soktular ve araştırmalarım sonucunda Canon almaya karar verdim. Canon Ixus 950'yi buradan 330 €'ya aldım. Bu da yaklaşık 600 YTl'ye denk geliyor. Bu fiyata Türkiye'de bulmam imkansızdı zaten. Aslında çok daha farklı kameralar da alınabilirdi de neyse artık.

Bu Kamera ile çekimler de yaptım. İnternet bağlandıkca bu resimleri Flickr'e eklemeye düşünüyorum. Günde 1-2 tane eklerim herhalde. Şu an itibariyle çektiğim iki tane resim şu şekilde:

Bilmiyorum ki

Yansıma

Fotoğraf çekmeyi çok seviyorum , ve Ixus 950 ile yaklaşık 350 tane yakın resim çekebiliyorum dolu bir bateri ile. Gezdikce çekip aralarındaki en güzel fotoğrafları Flickr'e koymaya düşünüyorum. Şu an itibariyle zaten 9-10 tane değişik resimler var. Kameramın gelmesiyle beraber fotoblog da açma fikri geldi. Günde bir tane Fotoğraf. Çok güzel olacağına inanıyorum. Bu böyle devam eder, ve ilgim azalmazsa 2-3 sene sonra Dslr makine alabilirim. Çünkü kendimi bir alanda geliştirmek istiyorum, hobi olsun diyorum. Çünkü onun dışında somut bir şeyler yapmıyorum. Hem buna yeteneğimin olduğuna da inanıyorum. Bunu çok kez araştırdım kendimi de test ettim. Sesler ile çalışarak pek bir şey yapamıyorken(örneğin 100 kere dinlediğim bir şarkının sözlerini hatırlayamıyorum), resim gibi şeyler ile çalışırken çok daha verimli oluyor. Bir kere gördüğüm insanları yıllar sonra tekrar hatırlayabiliyorum. Gözüme resimler çok daha hitap ediyor.

Almanya konusuna da gelirsek, 17 sene burada yaşadım sonra Türkiye'ye gelmiştim. Fakat her sene buraya gelirim. Arada da dağlar kadar fark var. Bunları yakın zaman içinde anlatacağım. Küçük ama önemli ayrıntılar. (Her iki taraf için)

Next Page »