Belgelik: August, 2007

Biraz ara

3-4 haftalığına yokum, buralarda olmayacağım. Geldikten sonra eskisi gibi aynen devam. Sorusu olanlar hakkimda sayfasındaki iletişim bilgilerinden bana ulaşabilirler.

Kendinize iyi bakın ve sağlıcakla kalın.

Verimli bir şekilde yeni bir dil öğrenmenin formülü: 5-Kasa sistemi

5-kasa sistemini Almanya’da ortaokul’da okurken, İngilizce hocamınızın bize gösterdiği bir yöntemdi. O zamanlar bunun değerini pek bilmezdim, sonralarda çok işe yarar bir yöntem olduğunu keşfettim. Şimdilerde ise yeni bir dil öğrenmenin hevesi ile nasıl daha verimli çalışacağımı araştırırken, uzun zamandır unuttuğum bu yöntemi tekrar hatırladım. Öğrenmek isteyen herkes için çok uygundur. Özellikle yeni bir dil öğrenmek isteyenler, veya da bir çok bilgiyi ezberlemek gereken kişiler(Hukukcu, Mühendis, Doktor …).

Bu 5-kasa sistemi tam bir öğrenme makinesidir. Öğrenmek istediğin her bilgiyi teker teker küçük kağıtlara yazıyorsunuz. Her küçük kağıt için tek bir bilgi yazmanız gerekiyor. Arkalı önlü olacak şekilde. Örneğin ön kısmına ingilizce bir kelime, arka kısmına ise türkçe mealini. Ya da “Gauss yasası için gerekli olan 3 temel bilgi nedir?”gibisinden. Bunun gibi yüzlerce kelime için yüzlerce kağıt gerekecek. Her kelime için bu küçük kağıtlardan yapmanız gerekecek. İlk başta biraz zor gelse de bunun faydasını sonra göreceksiniz.

lernkartei.gif

Sonraki iş ise 5-kasa sistemini kurup, oluşturduğunuz bu kağıtları ilk bölüme yerleştirmek olacaktır. İlk bölüm 1 cm civarında olacağı için ve elinizde yüzlerce kağıt olduğunu düşünürsek, hepsini birden değil de, set biçimde koymanız iyi olacak. Bu 5-kasa sistemi için gerekli olan kutuyu ya kendiniz yapacaksınız(resimdeki gibi) ya da hazır satın alacaksınız. Yurtdışında bunlardan bolca satılıyor, Türkiye’de var mı yok mu bilmiyorum. Fakat hemen ümitsizliğe kapılmamız da gerekmiyor, çünkü bu kutuyu yapmak için gerekli olan ebatların ve hazır şablonu PDF şeklinde var. İndirip, iyi bir kağıt üzerinde çıktısını alıp, sonra da kutuyu yapmanız iyi olacaktır. Çünkü kutu olmadan, 5-kasa sistemini kullanmak da pek işe yarar bir şey olmayacak. Kutu da olmazsa, 5 tane mektup zarfı alıp, 1′den 5′e kadar numaralayarak kullanabilirsiniz. Sonuç olarak kutumuz hazır, ve doldurduğumuz kağıtlar da ilk kasanın içinde olacak(diğer dört kasanın hepsi boş).

Bundan sonraki yapılacak iş ise bu kağıtları öğrenmektir. Zaten bizim amacımız da bu. İşte şimdi 5-kasa sistemin mantığını uygulayacağız. O da kısaca şu şekilde:

  1. 1′inci kasadan bir kağıt çekiniz
  2. Kelimeye bakarak, karşılığını bulmaya çalışın
  3. Kağıdı ters çevirip cevaba bakınız
  4. Eğer doğru ise 2′inci kasaya yerleştirin, yanlış ise birinci kasaya tekrar koyunuz(kağıtların en arkasına)

5kasa.jpgAslında mantık çok kolay. Bunu da 1′inci kasadaki tüm kağıtların bitimine kadar yapacağız. 1′inci kasa bittikten sonra, ertesi gün, ya da herhangi bir gün 2′inci kasa’ya geçeceğiz. Burada da yine aynı işlemi uygulayacağız. 2′inci kasadan bir kağıt çekip, bilgimizi kontrol edeceğiz. Eğer doğru ise, 3′üncü kasa’ya koyacağız. Yanlış ise 1′inci kasaya. Yani her zaman yanlış olan bilgileri 1′inci kasaya koyacağız. Sakın bir öncekine koymayınız. Yoksa 5- kasa sistemin en verimli olacağı noktalar bir işe yaramaz. Resime dikkatli bakarsanız 5′inci kasanın diğerlerine göre çok çok daha büyük olduğunu göreceksiniz. Çünkü bilgilerin biriktiği ve pekiştiği yer orada oluyor. Bu yöntemi 1-2 hafta düzenli olarak uygularsanız, tüm kasalar dolmuş olacaktır. 1′inci kasa’da kağıtlarınız olacaktır. 2′inci kasa’da da. Hepsiniz öğrenene kadar hep devam edeceksiniz. 1′inci kasaya her gün bakacağız. Her gün. Çünkü beynimiz de aslında bu şekilde çalışıyor. Gereksiz diye sandığımız çoğu şeyi başka yerler atarız. Fakat günde bir kere de olsa 1′inci kasaya bakarsak, bilgiler çok daha kalıcı olacaktır.

5-kasa sistemin bize getirdiği avantajlar ise şu şekilde:

  1. Öğrendiğiniz bilgiyi kendiniz kontrol ediyorsunuz, anında doğru mu yanlış mı öğreniyorsunuz.
  2. Kendi öğrenim performansınızı görebiliyorsunuz. Diğer kasa’daki kağıtlar doldukca moraliniz de artacak, ve daha çok çalışma hissi gelecek.
  3. Bilgileri belirli aralıklarda tekrar edeceğiniz için aklınızda daha kalıcı olacak.
  4. Çalışma periyodunuzu öğrenmiş olacaksınız. Hızlı, yavaş, günde bir kere, günde iki kere, hafta sonları …
  5. Tüm kelimeler, yani bilgiler ayrı ayrı okunduğu için daha kalıcı olacak. Diğer türlü kelime listelerindeki gibi, bir kelimeye baktığınızda gözünüz başka yere kaymayacak.
  6. Gereksiz yere çalışmış olmayacaksınız, çalışılacaksa bile bilmediğiniz şeylerin üzerinde çalışılacak. Böylelikle daha verimli olacaktır.
  7. Kutu yanınızda olmazsa bile, kağıtlarınızı her zaman yanınıza alabilir ve çalışabilirsiniz ( Okul tenefüslerinde, Otobüslerde …)
  8. Bir kere bir hız tuturdunuz mu, uzun vadeli sonuçlar almanız mümkündür.
  9. Her gün sadece 10-20 dk’lık işiniz olacak. Başkalarının yaptığı gibi yüzlerce kelimelik listeleri ile kendinizi bilgi yığını ile boğmayacaksınız.
  10. Nereden başlasam, nasıl çalışsam gibi sorular ile kafanızı meşgul etmeyeceksiniz. Nasıl ve nereden öğrenebileceğinizi anında gördüğünüz için, hem içiniz rahat olacak, hem de zamandan kazanacaksınız.
  11. Öğrenme periyodları az olduğu için günün herhangi bir saatinde çalışmanız mümkün olacaktır.



Üniversite öğrencileri
bu yöntem ile bir çok şeyi daha iyi öğrenebilirler. Örneğin ben bu sene alacağım Japonca kursunda bu sistemi kullanacağım. Tahmin edin ne için ? Kanjiler için. Yani Japon Alfabaleri öğrenmek için. Her kelime için bir Japonca harfi gelecek. Bu yöntemi de azimli ve kararli bir şekilde uygularsam kendime, unutacağım bir kelime olacağını sanmıyorum(Her gün deneyeceğimiz için). Yani herhangi bir alanda uyarlaması mümkün. Nasıl yapılacağını da siz bileceksiniz. Lise öğrencileri bunu İngilizce öğrenirken kullanabilirler. Aynı zamanda Biyoloji, Kimya gibi dersleri de bu şekilde öğrenebilirsiniz.

Sonuç olarak, biraz disiplin ve günde 10-20 dk çalışma ile çok daha başarılı olacaksınız. Bunu görmek için de yapmanız gereken tek şey, bu sistemi oluşturmak ve gündelik olarak çalışmak. En az 2 hafta içinde sonuçlarını göreceksiniz.

Kaynak: [1][2]

Kamera tavsiyesi (Fujitsu Finepix F31d) ve yeni bir mim

Aramalarım hala devam ediyor, Slr-like tipi makinelere veda etmem gerekecek galiba. Malesef kamera’yı sadece ben değil, ailem de kullanacak. Hal öyle olunca, Babam da kendisine göre daha kullanışlı bir şey istiyor. Fakat arkadaşlarından biri galiba tavsiye etmiş Sony olsun diye, bir kaç kere gelip bana Sony nasıl diye söyleme başladı. Muhtemelen Dsc W100 ya da Dsc W200. Çünkü her ikisi de kompakt sayılır. Her neyse gelelim konuya, alabilirsem slr-like almaya deneyeceğim, olmazsa Fuji F31d’yi almaya deneyeceğim, bakınız Dpreview’dekiler ne güzel anlatmış:

finepix_f31fd.jpg

And so, to sum up; the F31fd is everything the F30 was, with a couple of tweaks here and there that - on balance - can be considered to offer a slight improvement over what was already a uniquely capable camera. I suspect (though I hope I’m wrong) that this is the last time we’ll see this sensor in a compact camera, as Fuji feels the pressure to keep up with the megapixel race ever more strongly. This would be a real tragedy; the F31fd hits the image quality ’sweet spot’ by using a large sensor, relatively low pixel count and some very clever processing, and I can’t see them repeating this with a more densely-packed sensor. It is the perfect illustration of the oft made point that more pixels do not mean better quality; we’ve compared the F31fd to a whole range of much more expensive compacts going right up to 10MP, and - aside from a little extra resolution at base ISO - it puts most of them to shame. Once you get to ISO 400 there simply isn’t a compact on the market that can hold a flame to it.

Unlike so many manufacturers that produce amazing cameras with average sensors, Fuji has an amazing sensor and - to be brutally honest - an average camera. As with the F30 this is a camera that wins a Highly Recommended only if you regularly shoot in low light - if you only ever take pictures in blazing sunshine there are competitors with far more impressive feature lists or lower prices. But you just can’t take away from Fuji the fact that - at this moment in time - this unassuming little 6MP camera still sets the benchmark for image quality in the entire compact sector. It’s also a surprisingly reliable ‘point and shoot’ model with excellent color and accurate focus/metering in most circumstances.

Yani yakın zaman içinde Dijital Kamera almak isteyenler herşeyi bir kenara atıp bu makine’den bir tane alsınlar. Dpreview’e inanmıyorsanız, Google da bir aratmanızı tavsiye ederim. Göreceksiniz ki Fuji F30 ve Fuji F31d herkes tarafından beğenilen ve her yerde en yüksek puanı almış güzel bir kameradır. Hala inanmadıysanız Fuji F31d tarafından çekilmiş fotoğraflara bakmanızı tavsiye ederim. Olmadı Flickr’de Fuji F31d ile çekilmiş fotoğraflara bakabilirsiniz.

Biraz da konu dışı. Üç kişi tarafından mimlenmişsim, vaktim olmadığı için yazamadım. Bu yeni mim’de sevmediğimiz ve gereksiz, dandik bulduğumuz teknoloji’leri sıralıyoruz. Beni mimleyenler, Bilgsiz.org, Volkan Karakuş ve Flynxs‘a teşekkür ederim. Benim dandik diye tabir edeceğim teknolojiler şu şekilde:

  1. Windows işletim sistemi: Dandiğin ta kendisi diyebilirim. Hiç bir işime yaramıyor, kullanmak isteyince sanki 10 yıl geriye zaman makinesi ile dönmüş gibi hisetmemi sağlıyor. Daha fazla konuşulacak bir şey de yok zaten, blog’umu takip edenler neler yazdığımı az çok biliyorlar.
  2. Palm: Neden palm ? Çünkü Telefon şirketleri onlarca para yatırıp, araştırma yaparken, Palm üyerleri uyuya kaldılar. Onca zamanları varken hiç bir gelişme kat etmediler. Malesef bu yüzden de geride kaldılar ve artık pek kullanılmayan, bir zamanlar ünlü olan cihazlarla baş başa kaldılar. Ne diyelim, umarım düzelir.
  3. iPhone: Sevmiyorum, sevemedim, sevmeyeceğim. Belki ileride, ama Apple’nin fiyat politakası ve kafası ile bunun pek mümkün olacağını sanmıyorum. Hiç bir halta yaramayan bir aleti yüceltmenin bir anlamı yok çünkü.

Buraya kadar. Pas atacak pek kimse kalmadığı için Alper abi’ye bir orta atıyorum. Kabul ederse Mürekkep‘te kendisi yazar, onun dışında bu sefer biraz rahat durayım.

Flickr’e geçiş, fotoğraf makineleri ve yan menü için Flickr Badge

Picasa gelişir gelişir dedik, fakat camia yönünden Flickr’in yanında sıfır kaldı malesef. Picasa şu an itibariyle sadece kişisel kullanım için güzeldir. Diğer türlü pek bir işe yaramıyor. Picasa’ya da geçerken çok büyük bir heyecanla geçiş yaptım. Ne diyeyim, geçmez olaydım. Neden mi ?

Birincisi Linux altında hemen hemen hiç bir tane karşı tarafa yükleme yapacak program yok. Her seferinde Picasa’ya gidip, site üzerinden yüklemek işime gelmiyordu, hoşuma da gitmiyordu. Hoş F-spot var, fakat o da adam gibi çalışmıyor ve çok hantal. Oysa Flickr için yüzlerce betik,program var. Bunun dışında Camia yönünden sıfır Picasa. Hiç bir etkileşim yok. Tabi ki bu Picasa’nın kötü anlamına gelmiyor. Ben fikir değiştirdiğim için geçtim. Yoksa kişisel olsaydı kullanmaya devam ederdim. Picasa - Flickr hakkında daha fazla bilgi için Mürekkep için yazdığım yazıya bakabilirsiniz.

AnitkabirDediğim gibi bu yüzden tekrar Flickr’e geçtim. Bu sene çok farklı planlarım var Fotoğrafla ilgili. Güzel bir makine aldıktan sonra(eskisi malesef bozuldu), fotoğraf çekmeye devam edeceğim. Makine konusuna gelirsek, dediğim gibi fotoğraf çekmeyi ciddi anlamda düşünüyorum. Bu yüzden Dslr tipi bir makine almayı düşünüyordum, fakat fiyatlar benim için el yakıyor. Nikon D40‘ı uzuca bulursam almayı düşünürüm ama. Onun dışında Slr-like makineler geliyor. Büyük ihtimalle de bunlardan biri olacak. Şu an gözüme kestirdiğim bir Sony Dsc-H5 var. Ya da Dsc-H2. Çok hoşuma gitti, ve bütçeme de uygun olacağını düşünüyorum. Eğer Slr-like makine olmazsa, sırada kompakt kameralar geliyor. Burada da Fujitsu Finepix F30 var. Bir çok döküman, forum belge okuyarak bunlara karar verdim. Hepsi farklı kategorideler, fakat hepsi kendi alanında söz ettirmiş makinelerdir. Artık hangisi kismetse.

Bunu dışında okulumuzdaki fotoğraf topluluğu’na de katılmaya düşünüyorum. Çok güzel işlendiğini biliyorum. Topluluk sayesinde hem fotoğraf çekmeyi daha iyi öğrenebilirim, hem de değişik değişik geziler yapmış ve yeni insanlarlara tanışmış olurum. Flickr’e de hazır geçmişken sağ tarafa şu an kadar çektiğim tüm fotoğrafların küçük bir sunumunu yerleştirdim(Rss okuyucuları siteme ziyaret edip bakabilirler). Flash ile yapılmış ve çok hoşuma gitti. Flickr’in kendi sayfasından otomatik olarak kolayca hazırlayabiliyorsunuz. Adı da Flickr Badge. Flash yerine Html ile yapılmış bir badge de koymanız mümkün. Bir an için onu da düşündüm, fakat sonra buna yenik düştüm.

Nokia N95 bilgisayarın yerini alabilir mi ?

Hemen hemen tüm işleri N95 ile yapmanız mümkün. Film izleyebilirsiniz, müzik dinleyebilirsiniz, e-posta’larınıza bakabilirsiniz, dosyalarınızı düzenleyebilirsiniz, internet’i gezebilirsiniz, oyun oynayabilirsiniz. Aklınıza her ne geliyorsa artık (Mame emulatoru bile var). Tüm bunları N95‘nin tv çıkışı özelliği ile birleştirirseniz, N95 ekranının büyük bir TV ekranı kullanmış olursunuz. Yetmedi, Nokia’nın kablosuz q-klayvesi ile de bağlanabilirsiniz, ve yazılarınızı bildiğimiz bir klayve ile yazabilirsiniz. Alın size günümüzün mobil bilgisayarı. Elbette normal bir bilgisyarın yerini asla tutamaz, fakat bu kadar gelişmesi ve tüm bunların yapılabilmesini görmek de güzel bir şey.

All About Symbian sitesi Tv çıkış hakkında güzel bir yazı yazmış. Okuyup daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Peki N95‘i bilgisayar gibi, büyük ekran ve klayve ile kullanmak nasıl bir şey diye merak ediyorsanız, buyrun size canlı canlı görüntü:

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=bbU35ybA3Ow[/youtube]

[bkz.]

« Previous Page