Belgelik: Eylül, 2007

Hasan, bak bakalım bizde Cheng ve Nilsson var mı

Geçenlerde bölüm’deki derslerim için kitap almaya çıkmıştım. Almam gerekenleri liste halında bir kağıda yazıp bir iki arkadaşım ile yola çıktım. Kitaplarının isimlerinden ziyade yazarının çok önemli olduğunu o gün anlamıştım. Yurdum insanı bu tür kitaplarda ustalaşmış olduğunu da o gün farkına vardım.

Her neyse Ankara’da Olgunlar vardır. Bilen bilir orasını, envai çeşitte kitap bulabilirsiniz. Karşısında ise Palmiye Kitapevi vardır, orada ise orjinal yabancı kaynaklı kitaplar bulmanız mümkün. İlk uğradığım yer Palmiye Kitapeviydi. Liste’deki kitaplara şöyle bir göz atarken aradıklarımı bulmuştum hemen. Tabi bir tane de Devre kitabı vardı aklımda, fakat listede yoktu. Güzel olan tarafı ise yazarın adını ve kitabını da biliyordum. Ardından yetkili kişiye sordum: “Fundamentals of Electric Circuits kitabı var mı sizde?”. Adam bana biraz garip baktıktan sonra yok dedi. Bir de diğer yöntemi deneyerek, “Saduki var mı?” dedim. Olmaz olur mu diyerekten karşıdaki rafta istediğim kitabı bana bulup vermişti.

Bu insanlar tamamen yazarların soyadlarına göre iş yapıyorlar. Yani kitabın ismini bilmeniz önemli değil. “Abi bana bir Cheng, bir Nilsson ve bir tane de Kreyszig lazım” dediğiniz an işiniz 2-3 dk’da biter. Kitabın konusuymuş, başlıymış hiç önemli değil. Önemli olan yazarın soyadı.

Ardından da karşı tarafa geçip, korsan ve ikinci el kitap satan Olgunlar esnafına sorayım dedim. Zaten varır varmaz kulağınıza isimler gelmeye başlıyor. Biri oradan bağrıyor, biri diğer tarafdan. En azından birbirilerini anlıyorlar. Aynı soruyu onlara da yöneltim. Ardından kitapçı “Hasan, bak bakalım bizde Cheng ve Nilsson var mı” dedi. Hasan tabi anında olayı kaptı, baktı “Bakayım abi”" dedi ve Elektromanyetik ve Devre Kuramı hakkındaki bu iki kitabı getiriverdi. Örneğin Matematik kitapların adı artık Kreyszig, Thomas, Ross oluvermiş. Kitabın ismini takan yok zaten.

Buradan Üniversite’de kitap alacak olanlara tavsiye’de bulunayım. Siz siz olun hiç öyle uzun listelerle uğraşmayın. 4-5 tane isim aklınızda bulunsun yeter. Yani uzun uzun “Advanced Engineering Mathematics” ya da “Field and Wave Elektromagnetics” söylerek karşındaki insana kitabı anlatarak kendinizi kasmaya hiç gerek yok. Esnaf size gereken kitabı bulur yazarın soyismi ile :)

Türk Japon Vakfı ve Japonca

turkjaponvakfi.jpgAnkara Oran’da Türk Japon Vakfı vardır. 1992 yılında Japonya’yı zamanın başbakanı Süleyman Demirel ziyaret eder. Oradaki konuşmalar ve anlaşmalar doğrultusunda Türk-Japon ilişkisini daha da güçlendirmek adına bir vakıf kurmaya karar vermişler. Tabi hemen ardından bir bina inşa edilmedi. Aradan yıllar geçer. ve Japonya’daki bir kaç devlet kurumunun yardımıyla 1998 tarihinde bu Vakıf açılır. Açılmasıyla beraber, Ankara’daki Japonya ile ilgili olan vakıflar da bu çatı altında birleşir. Bu sayede hem daha güçlü bir şekilde Japonya’yı tanıtabileceklerdi, hem de daha faydalı olabileceklerdi. Daha fazla ayrıntı için Vikipedi sayfasını ziyaret edin.

Neden bunları anlattım şimdi ? Şu yüzden: Geçen yıl buraya uğrayıp Japonca dil kursu hakkında bilgi istemiştim. Çünkü Japonca’ya karşı aşırı bir ilgim vardı. Bu dili kesin öğrenmek istiyorudm. Kısmet bu seneyemiş. Haftaya Cumartesi günü 29 Eylül’de ilk dersim başlayacak sorun çıkmazsa. Ankara’da Japonca öğrenmek isteyenler için bir çok mekan var. Benim burayı seçmemin en önemli sebebi, şehir dışında olması ve Japonya hükümeti tarafından desteklenmesidir. Eğitim kalitesinin ne düzeyde olduğunu bilmiyorum malesef. Çünkü Japonca öğrenmiş kimseyi tanımıyorum şu ana kadar.

Peki neden Japonca öğrenmeye karar verdim ? Maddeler şeklinde yazayım.

  1. Elektrik – Elektronik Mühendisliğinde okuyorum. Hep görürüz özellikle elektronik konusunda çok ilerideler bu Japonlar. İcat etmedikleri alet yok. Bende ilerisi için işime yarar düşünce ile öğrenmek istedim. İlerisi için Japonya’da Master yapma hedefim de var, bu yüzden Japonca öğrenmek işime yarayacak.
  2. Yıllardır Batı dilleri ile yatıp kalkıyorum. Yok ingilizce, yok almanca. Zaten birbirilerine benzerler bunlar. Türkçe de biliyorum. Şimdi düşünüyorum, hayat sadece Avrupa değil, hayat sadece Amerika değil. Bunun bir de diğer tarafı var. Kore var, Çin var, Japonya var, var da var. Biraz da bu kültürden bir şeyler öğrenmek istiyorum. Oradan kendime bir şeyler katmak istiyorum. Bunun yapmanın tek yolu da dil’den geçer.
  3. Batı insanları, asya dilleri ile dalga geçmeyi sever. Çin,Çan,Cong, gibi kelimeler telafus eder, ve ne garip bir dil olduğunu bahseder. Kötüledikten sonra, bu dilin ne kadar zor olduğunu bizi her seferinde anımsatır. Sen bunu öğrenemezsin ne olsa, bak gül gibi dilimiz var. 26 harflik alfabe. Bize yeter. Git Fransızca öğren, git Almanca öğren, git Ispanyolca öğren, ama sakın ha Asya dillerine bulaşma. Onlar hem kötü, hem de sana bir şey kazandırmaz derler. Ben ise tam tersini düşünüyorum. Biz Asya’dan geliyorsak, bizim de orada bıraktığımız bir şeyler olduğuna inanıyorum. Japonca ile Türkçe arasında bir çok benzerlik olduğunu kaç kere gördük. Zaten Japonca’nın öğrenilmesi zor değil(miş), zor olan Kanjileri öğrenmekmiş. Bunu da daha önce bahsettiğim 5-Kasa sistemi ile kolayca halledebilir hale gelecek(elbette düzenli çalışma ile). Bu yüzden kafanızdaki önyargıları bir kenara koyun bence.
  4. Yeni bir dil öğreniyorum, yani yeni bir kültür de. Bundan daha güzel ne olabilir ki :)

japan.gifBiraz zaman geçtikten sonra, bir aceminin gözünden size Japonca öğrenmenin izlenimlerini anlatacağım. Belki bu işe hevesli olanların işine yarayabilir. Ayrıca Japonya ve Japonca hakkında Goddess-artemis‘in takip edilesi bir blogu var. Onun dışında Ortak Renkler ve Japonya’da Öğrencilik blogları da çok güzel konular içeriyor. Ayrıca birde Japonya.org adında Forum + Blog şeklinde, bir çok bilginin bulabileceğiniz ve sorabileceğiniz bir site var. Her birinin rss’ine üye olup takip etmeye çalışın.

(Not: Blog’daki tüm reklamları kaldırdım. Adsense’den kazandığım 12 dolar da Google’a kalsın. Bundan sonra bu şekilde devam edecek .İleride host’un masraflarını karşılayabilecek şekilde ziyaretci gelirse o zaman ekleyeceğim. Yoksa inanın böyle çok çok daha iyi. Aynısı yapmayı size de tavsiye ederim.)

Spam’lere karşı nihai çözüm: Matematik

Son dönemlerde hem Mürekkep’de hem de burada spam sayısı gözde görülür şekilde artı. İşin kötü tarafı çoğu okurun yazdığı bir çok yorum da bazen bu Spam’lerin arasına girmeyi başarıyor nasıl olsa. Blog’da Akismet yüklü elbette, ama günde 50-100 tane spam’i her zaman üstünden göz gezdirip, acaba aralarında spam olmayan var mı diye bakmak bir süre sonra siniz bozucu olabiliyor. Boşa vakit harçıyorum.

Gündelik rss beslemelerimi okurken, yeni bir yöntemle, bir çoğumuzun kullandığı ama bir o kadar basit bir çözüm’den bahsedilmişti. O da Math Comment Spam eklentisi. Yorum’u yazdıktan sonra sizden sadece küçük bir toplama sorusu soruluyor. 4 + 8 , 9 +9, 3 + 7 gibi. Eklentiyi indirikten sonra, /wp-content/plugins/ dizine açıp, sonra da wordpress yönetici panelinden açtırmak gerekiyor. Ardından site‘deki kodu da temanızda istediğiniz yere koymanız gerekiyor.

Bu yöntemi kullanan çok, hem çok sağlıklı hem de çok basit bir yöntem. Bu günlerde deneyip bakacağım, nasıl olur diye. Spam botları gelip yazsa bile buna takılacaklar.

Kullanıcının haberi olsa ne yazar!

Sizden habersiz işler yapan bir işletim sistemi varmış. 3 Tahminiz var bilin bakalım hangisi ? Ya da durun, 1 tahmin bile yeter. Neyse gelelim konuya. Golem’de bugün okurken, Windowssecret adlı sitenin, Windows altında kullanıcının izni olmadan kendi kendini güncellediğini söylemiş. Buraya kadar herşey normal(en azından bazılarımız için). İşin komik tarafı ise Microsoft tarafından geliyor.

Microsoft Program Yöneticisi Nate Clinton, Technet-Blog’unda bunun gayet normal olduğunu belirtmiş. Hatta kullanıcı ayarlardan “güncelleme yapmadan önce bana sor” seçeneğini akitf hale getirse bile sormadan güncelleme yapıyormuş. Yani bunu Microsoft kendisi söylüyor, başkaları değil. Bu yöntemin gayet normal olduğunu ve gerektiğini, yoksa Windows’un çalışmayacağını da belirtmiş. Zaten gereksiz küçük dosyalarmış, yani kullanıcının haberi olmuş olmamış pek de önemli değilmiş. İleride yanlış anlamalara yer vermemek için daha şeffaf bir yol üzerinde çalıştıklarını belirtmiş ama.

Komik cidden, yani bu devirde hala böyle şeyler var. Hani saklasa bir şey demeyeceğim, ama herkese açık bir şekilde söylediği halde(biz söyleyince inanmıyorlar), buna rağmen onun dışındaki alternatifleri görmeyenlere şaşırıyorum. Bu vurdum duymamazlık daha ne kadar devam edecek merak ediyorum.

Bitmez bilmeyen bir yılan hikayesi: 3G

Hala bazı konularda bazı şeylere ayak uyduramadığımız belli. Bunun Türkiye’nin her yerinde görüyoruz. Sonuçta 3g ihaleleri de bu düzeyde gerçekleşti. Radikal ve Teknoajan yazarı M. Serdar Kuzuloğlu bu konuda hakkında çok güzel bir yazı yazmış:

Cep telefonu alanında da durum pek farklı değil. Kullanıcıların tek derdi ‘cebimde telefon var’ diye böbürlenme, kandil/bayram tebriği için arada kısa mesaj yazmayken sorun yoktu ama sonra işin içine internet girdi, logo-melodi girdi, yarışmalar, oyunlar, şarkılar, videolar, fotoğraflar, e-postalar geldi… Artan beklentilere zamanla altyapı yetişemedi ve mühendisler oturup yeni bir altyapı planladı. Birçok gelişmiş ülke binyılın başında standartları oturan bu yapıya geçti. Biz niyeyse biraz bekleme kararı aldık. Sonra baktık ki durunca da oluyor, biraz daha bekledik. Biraz daha… Biraz daha… Sonsuza kadar beklesek hem dert çekmeyecek hem de paramızı cebimizde tutacaktık ama gelgelelim mecbur kaldık biz de dünyaya ayak uydurmaya…

Yazının tamamını TeknoAjan sitesinde okuyabilirsiniz.

Canon PowerShot G7 ve Linux

Daha önce Canon G7 hakkında ayrıntılı bir şekilde izlenimleri ve çektiğim fotoğrafları paylaşmıştım. Almanya’da iken Ubuntu kullanıyordum, çünkü Archlinux altındaki ipw2200 sürümünü yükleme unutmuştum ve wifi üzerinden internet’e giremiyordum. Ubuntu kullanırken Canon G7‘den içindeki kartı çıkartıp dahili kart okuyucusunda indiriyordum fotoğrafları. Ankara’ya gelmemle beraber tekrar Archlinux’u kullanmaya başladım. Archlinux’da kart okuyucusunu hiç denemedim, onun yerine usb kablosu ile bağlanıp öyle indireyim dedim fotoğrafları.

Nereye kadarUsb kablosunu taktım, sonra otomatik olarak bağlanmasını bekledim. Bekledim bekledim bir şey olmadı. Dedim herhalde yanlış yere bağlandı, dmesg ile takip edeyim dedim. Oradan Usb’yi gördüğünü fakat hiç bir yere bağlamadığını gördüm. Allah allah nasıl olur ? Şirket Canon olunca olurmuş. Meğersem sabit disk olarak görmüyormuş kamerayı. Değişik bir protokol ile çağırmak lazımdı. Onun adı da PTP. Sonra biraz araştırınca Canon şirketin Linux alanında hiç bir desteğinin olmadığını gördüm. Linuxquestions sitesinde de bundan bahsediliyordu. Yani Canon alırken buna dikkat edilmeli.

PTP modu nasıl çalıştıyoruz peki ? Fotoğraflarım için Digikam uygulamasını kulanıyorum. Hemen hemen tüm programları denemiş biri olarak, kesinlikle herkese digikam’i öneririm. İlk başta biraz kullanması zor olsa da (kullanabirliği Kde uygulamaların çoğu gibi çok kapsamlı ve kullanışız) kullandıkca alışıyorsunuz. İçinde gPhoto desteği de geliyor, yani PTP modlu kameralara direkt bağlanabiliyorsunuz, ve fotoğraflarınızı sabit diskinize yükleyebiliyorsunuz. Hiç bir şey yapmadan kendisi otomatik olarak kameramı buldu. Fakat bağlan dediğimde şu hata ile karşılaştım :

Failed to connect to the camera. Please make sure it is connected properly and turned on. Would you like to try again?

Pembe'nin mutluluğu Archlinux forumlarında araştırmaya başladım ve hatayı hemen görüverdim. /etc/group dosyasında “camera” adlı bir grup vardı. Karşılığı ise boştu, ben de kendi kullanıcı adımı ekledim ve yeniden giriş yaptım. Ardından terminal’dan groups yazıp kontrol ettim camera grubuna dahil miyim değil miyim diye:

1
wheel video audio optical floppy storage camera power users fatih

Gördüğünüz gibi ekliydi. Digikam‘i tekrar çalıştırdım ve sorunsuz bir şekilde Canon G7′ye bağlanabildim. Çok hızlı bir şekilde hepsini indirdim. Digikam özelliklerinden biri de fotoğrafları indirmeden önce hepsini ismini değiştirebilmeniz, otomatik bir dosya oluşturabilmenizdir,vs… Yani kamera ile çalışmak için birebirdir.

Not: yukarıdaki iki fotoğraf G7 ile çektiğim fotoğraflardan bir kaçı

Sonraki Sayfa »