Belgelik: October, 2007

Etiket(tag) kullanmanın faydaları

lowndes-fig2-400px.gifWeb 2.0 ile etiket dünyasına çok ani bir giriş yaptık, ve sıradışı bir kategorilendirme sistemi ile karşı karşıya geldik. Kategori kullanarak sınırlı bir erişebilirlik söz konusuyken, etiket sistemi ile web’i tekrar oluşturmaya başladık ve çok daha verimli bir hale getirdik. Doğru kullanıldığına güzel sonuçlar elde edebiliyorduk bu sistem ile. Ne yazik ki spam’e de çok açık bir sistem(alakası olmayan öğelere alakasız etiketler yapıştırmak gibi). Del.icio.us gibi siteler etiketleri kullanım yoğunluğuna göre sıraladıkları için bu spam’lerden bir nevi kurtulmuş oluyorlar haliyle.

Geçen yazdığım fotoğraf düzenleme programları hakkındaki bir yazıya cevap yazarken özellikle Fotoğraf konusundaki problemime etiket sistemini bir çözüm olarak gördüm. Kısaca fotoğrafları nasıl kategorilendirmeye çalıştığımı anlatayım. Fotoğraflar adında bir klasörüm var, içinde ise alt klasörler olarak Aile, Arkadaşlar, Okul, Gezi, Diğer,… gibi klasörler mevcut. Bu klasörler de kendi içinde klasörler barındırıyor. Örneğin Okul klasöründe Lise,Hazırlık,Bölüm,Kampüs gibi klasörler mevcut. En iyisi böyle olacağını düşündüğüm için yaklaşık bir yıldır bu şekilde arşivlemeye başladım. Günler geçtikce ve fotoğraflarım artıkça bu klasör sisteminin bir iğne gibi her defasına bana saptığını gördüm. Çünkü artık fotoğraflar birbirine girmiş durumda oldu. Nasıl derseniz. Okul’da arkadaşlarım ile çektiğim fotoğrafları okul’a mı koymalı yoksa arkadaşlar’a mı ? Ailemle almanya’da çekindiğim fotoğrafları aile klasörüne mi koymalı yoksa gezi klasörüne mi ? Bu gibi sorular ile boğuşur oldum anlayacağınız.

Digikam kullanmam ile beraber etiket’leri de kullanmaya karar verdim ve bu sorunu ortadan kaldırdım. Her türlü fotoğrafı etiketlendirme başladım. Almanya ise almanya, içinde babam veya annem varsa, onları da etiket yapıştırdım, arkadaşlarım isimlerini de etiketlendirdim. Şimdi o kadar kolay oldu ki inanamazsınız. Örneğin babamın almanya’daki fotoğraflarını görmek için tek yaptığım “baba” ve “almanya” etiketlerini seçmek. Anında tüm fotoğraflar karşımda. Ya da “İsmail” ve “Uğur” isimi arkadaşlarımın bulunduğu fotoğrafları görmek için bunları seçiyorum, onların bulunduğu tüm fotoğraflar karşıma çıkıyor. Yani her ikisi de oluyor. En güzel yanı ne tarihe bağlı oluyorum, ne klasöre. Bu yıl çektiğim tüm fotoğraflara 2007 etiketini de yapıştırdım.(Tabiki exif bilgileri sayesinde tarih bilgilerine de sahibim aynı zamanda).

Kategorilendirme ve etiketlendirme hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler Ontology is Overrated: Categories, Links, and Tags adlı yazıyı da bakabilirler. Sizler de hâlâ klasör sistemini kullanıyorsanız bence etiket sistemine geçin, daha verimli bir yönteminiz varsa buyrun paylaşın.

Linux’da fotoğraf düzenleme ve yönetme programları

FotoğrafcıAlmanya’da iken bir çok program kurup kullandım. Canon G7 ile kullanabileceğim ve benim yaklaşık 5000 tane fotoğrafım ile başa çıkabilecek bir program aramıştım. Aradım , yaklaşık 6-7 tane program buldum ve her birini denedim ve iyice kurcaladım. Piyasa’da çok program bulunmasına karşılık hepsi aynı sonuçu vermiyor. Çok iyi diye met edilen programların çoğu malesef vasat. Örneğin F-spot çok sevmeme rağmen 5000 tane fotoğraf ile başa çıkamıyor. Çok hantal ve yavaş, sistemi çok kasıyor. Onun dışında ise Digikam ise tipik Kde hastalığına yakalanmış, gereksiz gerekli her yerde buton var. Bunlar gibi her programın kesinlikle bir eksikliği var malesef. Gelelim bu programlara:


  1. F-Spot

    Mono ile yazılmış ve Gtk kütüphanesini kullanıyor. Bu yüzden özellikle Gnome kullanıcılarının ilgisini çekecek bir program. Zaten bildiğim kadarıyla Gnome’un öntanımlı fotoğraf yönetme programı olacak(ya da oldu). Zaten Gnome gün geçtikce iyice Mono bağımlısı olmaya başladı. Mono’ya karşı bir gıcıklığı olanlar o yüzden hiç bulaşmasın bu programa. F-Spot‘un arayüzünü çok beğenmiştim. Üst tarafda bir çubuk ile kolay bir şekilde tarihe göre fotoğraflarınız gezebilirsiniz. İstediğiniz fotoğraf’a tıkladığınzda karşınıza büyük hali çıkıyor ve aynı anda düzenleme moduna da girmiş oluyorsunuz. Buradan da kırmızı-göz düzeltmesi gibi düzeltemeler mümkün. Onun dışında etiket desteği mevcut. Etiketler doğrudan Exif bilgilerine yazılıyor(Digikam’e fotoğrafları eklediğimde etiketleri doğrudan kabul etti). Flickr ve Picasaweb için yükleme seçenekleri de mevcut. Şu ana kadar her şey güzel ama tabi keşke böyle olsa. Bir kere çok yavaş ve çok hantal. 5000 tane fotoğrafı birden sakın yüklemeye çalışmayın. Bilgisayarınız takılabilir. Kaç kere programı öldürdüğümü hatırlıyorum. Benim istediğim hızlı bir şekilde Fotoğraflarıma bakabilmekti, ama F-spot bunu bana sağlayamıyordu. Aslında çok da kullanmak isterdim Gtk içerdiği için ama sınıfta kaldı.

  2. Jbrout

    Python ile yazılmış ufak bir program. Çok hızlı açılır ve fotoğraflarınız da hızlı bir şekilde indeksliyor. Yeni olması yüzünden çok eksikliği var.Arayüzü hiç iyi değil. Sanki normal bir dosya yöneticisi kullanıyormuşun gibi geliyor. Ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Flickr’e yükleme de var ama o da ayrı bir şekilde oluyor. Fotoğrafla tıkladığınızda ayrı bir pencere açılıyor, ki bana göre gereksiz. Bu yüzden soğudum zaten. Gelişme aşamasında olduğu için göz yumulur, bir 3-4 ay sonra çok farklı boyutlara da gelebilir. Bekleyip görelim artık.

  3. Okumaya devam edin »

Okuduğum yazıların paylaşamı (Google Reader Shared)

Google Reader’i çok sık kullanan biri olarak artık “Share” özelliğini daha da çok kullanmaya başlayacağım. Bunun için Feedburner’de Google Reader için bir rss beslemedi oluşturdum:

http://feeds.feedburner.com/arslnshared

Üye olabilirsiniz, eminim güzel yazılar bulacaksınız. Feedburner’e de kayıt ettirmemin iki sebebi var. Birincisi Google Reader Shared için hazırladığı rss beslemesi hatalı. Eklediğinize Google Reader’de sorun çıkabiliyor. İkincisi ise kaç kişinin bu rss beslemesine üye olduğunu merak ettiğim için. Yan menü’ye paylaştığım yazıları gösteren bir “gadget” ekledim. Altına da yukarıdaki rss beslemesini ekledim.

Not: Bu “gadget” kelimesine uygun Türkçe kelime bulamadım. Tavsiyesi olan varsa beri gelsin :)

Mim dalgaları ve Türk Blog Camiası

Değerli Teknodergi.org yazarı Fatih Günaydın’dan bir pas almışım. Bin kere de dinlesem sıkılmayacağım şarkıları sıralamam gerekiyor. Cevaplamazsam olmaz haliyle bunu. Fakat mim ile alakalı olan konu hakkındaki fikrimi yazmadan önce bu Mim hadisesi hakkında bir şeyler karalamak istiyorum.

Mim hadisesi ile 1 yıl öncesinden karşılaştım. Bir iki pas aldım, bir iki pas da attım. Açıkcası hoşuma gitti. Hoşuma da gidiyor halen. Blog camiasının birbiri ile olan muhabettini daha güçlendiriyor ve birbirimizi daha iyi tanıma fırsatı tanıyor. Fakat ne yazık ki istenildiği gibi olmuyor. Artık Mim’lerden soğar oldum. Mim görünce pek okuyasım gelmiyor. İlginç olmaması mı yoksa blog’a zaman ayıramayınca başka yerlerden “Mim gelince herkes atlıyor” gibi mesajlar okumam mı bilmiyorum. Okuyan bilir, okumayan da bilsin. Hit için yazmadığımızı az çok herkes bilir(beni tanıyanlar). Çünkü gerçekten Blog kavramını yaşatmaya çalışıyorum. Yaşatmaya çalıştığım gibi de son zamanlarda ne yazik ki okuyacak girdi bulamıyorum.

Google Reader’de 400′e yakın rss beslemesi var, bunlardan tahminen 130-160 tanesi türk blog yazarlarına ait. Mim’lerin çoğalması ve herkesin aynı şeylerin yazması sonucunda artık kişisel girdi bulamıyorum. Ha doğal olan bir kaç blog yazarı elbette var. Ama blog piyasasında yıllardır var olan bloglar malesef artık doğal gelmiyor. Bayram gelince bayram mesajları, başka bir şey olur kısa ve normal yazılar ile doğal olmaya çalışılır ama herkes bilir ki hit alsın diye yazılır bu yazılar. Onlar da güzel yazı yazmayı biliyor elbette. Ama ne zaman bu bayram mesajları gibi ucuz şeylerden vazgeçecekler? Öyle olunca da okuyasım gelmiyor artık o blogu.

Acaba ne yapmak lazım buna kaşrı. Örneğin Chatkapi gibi bir blog ortaya neden çıkmıyor ? Bir Barış Atasoy neden çıkmıyor ? Bir Tekmetokat neden çıkmıyor ? vs… Bu gidişle 160 tane blog’dan sadece 20 tanesini okur olayacağım.

Gelelim Mim’e tekrardan. Hiç sıkılmayacağım bir kaç şarkı şu şekilde:

Seal - Love’s Divine
Sagopa Kajmer - Kopya Kalpler ve 24(Çok seviyorum Sagopa Kajmer’in şarkıları, aslında tüm albümü de yazabilirim bu kısma)
Dido - Hunter, White Flag, Sand In My Shoes ve Thank You

Pas’ımı da Yengeç‘e atıyorum. Umarım kabul eder :)

Not: Kimseye karşı bir art niyetim yok ama durum bu malesef. Bu konuda düşünceleriniz varsa buyrun yazınız. Yazılar da yazılır, bir çok kişinin kalbi de kırılır bu konuda. Çünkü yazacak çok şey var.

« Previous Page