Belgelik: November, 2007

Müzik keyfinin anahtarı: Sonata + Mpd

Kardeşimin yeni bir dizüstü bilgisayarı almasıyla beraber, onda olan benim eski yadigar P4 bilgisyayar da bana geldi. Kendisini kullanmıyorum, ama yanındaki 19 inch ekranı laptopa taktım. Zaten benim işime de bu geliyor. Laptop’daki küçük ekran artık iyice beni bezdirmeye başlamıştı.

Hal böyle olunca her iki bilgisayarı da düzenledim. P4′de Archlinux + Xfce kurdum, Dizüsüstüne de Ubuntu + Xfce(Xubuntu) kurdum. Müziklerimi tekrar düzenledim. Ssh bağlantısıyla her iki tarafa da aktardım. Kurduğum iki sistemin de hafif olması için hafif programlar kurdum.

Müzik konusuna gelince Amarok kurarark tüm Kde kütüphaneleri kuracağıma, Mpd kurayım, üstüne de güzel bir istemci kurayım çok daha nefis olur dedim. Hem mpd daemon olarak çalıştığı için bizim evdeki gibi 2-3 bilgisayarla ağlarda herkes müzik arşivinden yararlanabiliyor. Tek yapmamıza Mpd‘ye bağlanmak. Mpd için bir de Grafik bir arayüz kurdum. Onun da adı Sonata,

sonata1.png

Pygmy’den fork edilmiş sade ve güzel bir uyguluma. Kısaca özellikleri şu şekilde:

  • Küçütülmüş ve büyütülmüş görünüm seçeneği
  • Otomatik olarak uzak veya yerel albüm kapağı getirme(Uzak derken örneğin Amazon.com’dan)
  • Otomatik olarak lyrik getirme
  • Müzik listeleri oluşturma ve Stream desteği
  • Tag düzenleme desteği. Easytag gibi 10-20 tane parçayı da birden düzenleye bilme imkanınız var.
  • Anlık ileti özelliği. Yeni şarkılarda belirtilen yerlerde çıkıyor
  • Sıraya koyma, yani queue desteği
  • Müziklistesi ve arşivde arama özelliği
  • Last.fm özelliği
  • Birden fazla profil desteği
  • Klavye kısayolları desteği
  • Komut satırı desteği

Tek yapmanız gereken Mpd’yi iyi bir şekilde kurmak. Bunun için uzun bir döküman yazmıştım vakti zamanında. Wiki’de bulabilirsiniz. Oraya bakarak kolay bir şekilde nasıl ve nasıl yapılacağını görebilirsiniz.

Peki o kadar müzikçalar uygulaması varken, neden Mpd ? Mpd’nin bence en güzel yanı daemon olarak çalışmasıdır. Yani herhangi bir istemci’ye bağlı değil. Ben nasıl Sonata kullanıyorsam, dileyen başka bir program kurar. Hal böyle olunca eklentiler geliştirmek de çok kolay. Örneğin Xfce için panel’e yerleştirilebilen küçük bir eklenti var:

deneme.jpg

Onun dışında X’i durmadan kapatıyorsanız, yine arka planda Mpd çalışacaktır. Çünkü Mpd’e herhangi bir grafik istemciye bağlı değil. Komut satırından Mpc gibi bir program, ya da Ncmpc gibi programlarla yönetebiliyorsunuz.
Bu yüzden çoğu geliştirici için bulunmaz bir nimet.

Günlük tutmanın güzelliği

Montleskine 2Günlük derken sakın yazılı anlamda anlamayın. Yani bugün şunu yaptım, bugün şunu yaptım şeklinde. Ben Moleskine’leri çok severim. Alıp içine bir şeyler yazmak ve ya da karalamak kadar güzel bir şey yoktur bence. Peki ben nasıl günlük tutuyorum ?

Günlüğüm benim bir parçam sayılır, bir nevi yansımam gibi. Ona bakarken kendimi görebilmem lazım. O yüzden de günü gününe bir şeyler yazmam. Şunu bunu yaptım da demem. Yaptığım şey daha çok düşünce aktarımı. Duygu aktarımıdır. Örneğin güzel bir söz duymuşumdur, onu bir yazarım. Kitap okurken mesela Moleskine’m hem yanımamdadır. Beğendiğim yerlerin sayfalarını yazarım, hoşuma giden cümleleri de yazarım. An gelir çok hoşuma giden bir resmi yapıştırırım içine. Her 2-3 günde bir koşu yaparım. Okulda stadyumun etrafında, mesela sırf bunun için bir sayfa ayarladım hangi gün ne kadar koşmuşum diye. Okuduğum kitaplar hakkında düşüncelerimi yazarım, ve o kitap bitiyse yazdıklarımın altına hiragana ile “hon” yazarım. Japonca’da kitap demektir. Bazen hayatımızda geçen olayları, bizi veya da gündemi meşgul eden olayları yazarım. An gelir bir sayfa’yı tamamen çizime ayırırım. O an aklımdan ne geçiyorsa çizerim. An gelir 2 kelime yazarım sadece.

Benim günlüğüm bir nevi hayat günlüğü gibi bir şey. Hayat su gibi akıyor, 1 ay önce ne yaptığımızı hangimiz biliyor ? Bir 5-6 yıl sonra hangimiz bu günleri hatırlayacağız. Ya peki 10-20 sene sonra ? İşte bu yüzden hayatımda var olan bütün etkenleri her türlü şekilde aktarırım. Yazdıklarımın altına tarihi de yazarım. Bakınız Suzi de neler demiş:


Gördüğünüz gibi kendisi daha için sanat kısmıyla ilgileniyor. Sanat hayatın ta kendisidir. Hayatı yani sanatı hiçe saymamız mümkün değildir. Yarın o zaman ilk işinizi gidip kendinize bir günlük alıp, bir şeyler karalamak. Başta belki sıkıcı diyebilirsiniz, ne yazayım ki diyebilirsiniz. Ama siz yazmaya devam edin. Göreceksiniz ki çok güzel bir duygudur.

« Previous Page