En uzun gece – Şeb-i Yeldâ
İlk defa daha önce bu blog’da hiç değinmediğim bir konu üzerine yazacağım. Son zamanlarda divân edebiyatı ile ilgilenmeye başladım. Daha doğrusu O beni buldu. Tam bir derya diyebilirim, öylesine derin, içine bir giren çıkamıyor. İskender Pala’nın bir kitabını okuyorum bu aralar, okurken de ara sıra güzel beyitlere denk geliyorum. Bunlardan biri de 17′inci asırda yaşayan Sâbit’e ait, aşağıda kitapta denk geldiğim o güzel beyitı görebilirsiniz:
“şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir
mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat..
Kelimelerin anlamlarını karıştırıken, bu iki satırın aslında çok daha fazlasını hakketiğini anladım.
necm kelimesi arapcada yıldız demek. müneccim kelimesi de buradan geliyor, yıldızlarla meşgul olan kişiye müneccim derler. Yıldız falcısı da derler. Yıldızlardan yola çıkarak, tarih hakkında yorumlarda bulunurlar, bu yorumlar çoğu zaman şu gün sonra şöyle olacak şekildedi. Zaman ile uğraşıyorlar yani
muvakkit de bir meslek ismidir, tdk’ye göre: “güneşe bakarak namaz vakitlerini bildiren kimse” denir. Yani güneş’den yola çıkarak, hangi vakit’de ne olur onu hesaplarlar. Takvim yapan da diyebiliriz. Zaman tıpkı müneccim’ler gibi, bunların elinden geçiyor. Zaman kime sorulur cevabı hiç kuşkusuz bunlardadır
şeb kelimesi gece anlamına gelir farsça’da. şeb-i arus deriz ya hani, yani “düğün gecesi“. bir diğer anlamı ise divan edebiyatında sıkca rastlanır, maşuk’un saçlarına şeb denir.
bu kelime, yeldâ ile birleşince, şeb-i yeldâ ortaya çıkar. yeldâ uzun demektir, böylelikle şeb-i yelda, uzun gece anlamına gelmiş olur. tabi bu kadar basit değil, yılın en uzun gecesine şeb-i yeldâ denilir. o da 21 aralığa denk gelir. Uzun bir gece oluşu yüzünden, divan edebiyatında sıkça rastlanır. Aşıkın her gecesine şeb-i yeldâ deriz. Çünkü uzundur ve bitmez.
mübtelâ ise artık günlük hayatımızda da sıkca kullandığımızdan, bağımlı, tutkun ya da vurgun hale geldiğini biliyoruz.
gam ise dert demek, bu kelime mübtelâ ile birleşince mübtelâ-yı gam ortaya çıkar, yani dert bağımlısı. Dert bağımlısı ilk başta biraz garip gelebilir, kimdir dert bağımlısı ? Aklımda, muhtemelen ancak Mecnûn vasıflı bir insanın diyebileceği “bir derdim var bin dermana değişmem” cümlesi geldi (Şah Ismail’e ait aslında). Maşuk’un ateşinden yanan ve yandıkça daha yanmak isteyen Mecnûn’un derdi, yani aşığın derdi.
Tüm bu kelimeler bir anlam kazanınca iki satırlık beyit de tüm anlamı ile ortaya çıkıyor:
şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir
mubtela-yı gama sor kim geceler kaç saat..
O yılın en uzun gecesini, yıldızlardan tarihi olayları hesaplayan müneccim ile güneşten namaz vaktini belirleyen muvakkit bilmez, belki yüz yıllardır bu işle uğraşıyorlar, ama bilmezler, çünkü bu şeb-i yeldâ bizim ya da diğerinin en uzun gecesi değil, bu gece Mecnûn’un gecesi, derdi o kadar büyük ki, gecesi de bir o kadar büyük, biz,siz bilmeyiz o geceyi, kimse bilmez, anca ateşten yanan mecnûn’un kendisi bilir ne kadar uzun olduğunu.
Ben bu beyit’i ilk okuduğumda bu kadar derin anlamlar içerebileceğini bilmiyordum. Şimdi bakıyorum , tekrar tekrar bu beyiti okuyorum, görüyorum ki bir insanın aylarca ve yahut da yıllarca yaşayabileceği bir duyguyu, o zamanların şairleri tek bir çırpıda anlatmışlar. Benim hayranlığım da buna dayanıyor. Bunun dışında yukarıdaki yorumlama tamamen kendi fikirlerime dayanarak yazılmıştır, şurası aslında şöyle, şunu yanlış anlamışsın gibi durumlar varsa, hiç çekinmeden yorum yazın.
Yorumlar(3)
Son Yorumlar
Etiketler (r:30)
Tavsiyeler (r:5)