Almanya’da yaşam - Zaman Kavramı

Aslında bu girdiyi yazmak için buraya gelmeme gerek yoktu fakat burada olmamın bu girdiyi yazmayı daha da güçlü kıldı. Yaklaşık 1 haftadır Frankfurt'un yakınlarında küçük bir kasabadayım. Çoçukluğumun geçtiği yer. 17 yaşına kadar buradaydım, sonra 180 derece dönüş ile Ankara'ya yerleştim. Bu kadar sene Almanya'da kalınca bazı şeyleri çok daha farklı görebiliyor insan. Örneğin Zaman kavramı.

Buradaki yani Almanyadaki insanlar zaman'a çok değer verir. Zaman onlar için çok önemlidir. Herşey planlıdır, ve her şey zamanına göre yapılmalıdır. Yollardaki hız levhaları da bunun için planlanmıştır. 30 yazıyorsa, 30'dan fazla kimse gitmez. Örneğin 30'luk bir yerde 50 ile giden araba hiç görmedim bir haftadır(1 haftadır takip ediyorum araba sürerken). Neden derseniz, çünkü insanların 50 ile gitmeye ihtiyaçları yok da ondan. 30 ile gittiği zaman zaten herşeyi yapıyor, çünkü hayatı ona göre planlı. Hem insanların hayatlarını da tehlikeye atmıyor daha hızlı sürerek. Huzurlu bu yüzden, huzurunu bozmuyor. Herkes öyle. Sokaktaki insanlara bakın, gelen gidenlere herkes bir şekilde planlı olarak gidiyor. Durulması yerde duruyor, hızlanması yerde hızlanıyor.

3002669_9314cb8eb9.jpg

Ankara'da en çok şikayet ettiğim şey ulaşımdı. Metro metro diye bağırıyorlar, fakat buradaki sistemi bir görseniz ulaşımın ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Evimin önümdeki otobüs her gün saat 7:32 de gelir. Kasaba olduğu için her saat gelir. 8:32'de, 9:32'de ... Ne 1 dk önce ne 1 dk sonra. Öyle planlamışlar. Bizler de ona göre planımız yapıyor,ona göre evden çıkabiliyoruz. Ona da göre de bugün ne yapacağımıza karar veriyoruz. Bu planlama sadece otobüsler'le ile bitmiyor, aynı şekilde metro istasyonları da bu şekilde işliyor. İşten çıktınız örneğin saat 18.54'de metro istasyonun geldiğini bilirsiniz. Ona göre de ne yapmak gerektiğini bilirsiniz.

Bu zaman meselesi yüzünden insanlar da birbirilerine çok saygılılar. Türkiye'de parayla bazen zamanı satın alabilirken, burada parayla zamanı satın alamazsınız. Örneğin bir mağaza saat 20.00'de kapanıyorsa, isterseniz 1000 euro verin, o adam o saat'den sonra iş yapmaz. Hem kanunen yasak olduğu için(ki almanlar çok bağımlılar ve uygularlar kanunları), hem de zamanı çok değerlidir. Pazar günleri hemen hemen hiç bir mağaza açık değildir. Zamanları kiymetlidir dediğim gibi ve hafta'da bir gün de olsa bu zamanlarını kendilerine ayırırlar. Bu yüzden çoğu insan Cumartesi günü ekmek alır, yemek alınacaksa alır ki Pazar günü aç kalmasın. Bu yüzden zaman meselesini burada çok takdir ediyorum. Sabahın erken saatlerinde planlı bir şekilde başlar hayatları ve akşam 18.00'a kadar devam eder. Ama insanın içi huzurlu oluyor, çünkü herşey planına göre işliyor.

Anlatacak çok şey var bu yüzden yazıları 2-3 parça'ya ayıracağım, bir sonraki yazımda Türkiye ve Almanya arasındaki Lüks hayatının farklarını anlatacağım.

Not: Ara sıra burada 14mbit'lik şifresiz bir ağ yakalıyorum. Fakat hemen gidip geliyor. Bu yüzden bu 3-4 haftalık sürecte blog'da teknolojik ağırlıklı yazılar olmayacak pek, daha çok burada edindiğim izlenimler yer alacak. Ayrıca çektiğim fotoğrafları Flickr sayfamda görebilirsiniz. Yukarıdaki fotoğrafın adı da: Time Sink

Etiketler: , , ,

Benzer Yazılar


4 tane Yorum yapılmış

  1. seyitali @ August 24, 2007

    merhabalar arkadaşım yazını okudum çok hoşuma gitti.güzel noktaya değinmişin.almanyayı hiç görmedim ama ulaşım hakkında söyleye bileceğim bir şey var.onlar uzun süreli plan yapıyorlar bizimkiler ise koltuklarına göre oyüzden bizde bu kadar dakik olmuyor.
    sevgilerle

  2. Alper KANAT @ August 24, 2007

    Merhaba Fatih,

    Geçtiğimiz yıl 1 ay boyunca Dortmund, Düsseldorf, Köln, Berlin ve Münster şehirlerinde bulundum ben.. O süreç içinde çok ciddi anlamda DB’den (Deutsche Bahn) nefret ettim. Çünkü trenler ya sürekli gecikiyordu ya da garip sebeplerden iptal ediliyorlardı. Anonsları yalnızca Almanca yaptıkları için ya dikkat edemediğim için kaçırıyordum ya da kelimeleri anlayamıyordum. 1 keresinde onca bavulla laf anlatacak adam bile bulamamıştık. Trenin iptali yüzünden az kalsın uçağımı kaçırıyordum hatta.. Tabii onlara göre bu benim problemim ama senin yazına göre düşünürsek aslında hiç değil..

    Bunun dışında otobüs ve metro olayı hakkaten dediğin gibi güzeldi. Alman’ların dakik olmalarına bir şey diyemeyeceğim ama bir insanın bu kadar planlı olması beni rahatsız ediyor. (şehirin, devletin, çevrenin planlı olmasından bahsetmiyorum; onların her zaman olması lazım tabii ki benim sözünü ettiğim insanların ki..) Çünkü robot gibi oluyorlar bu durumda.. Bu insanlar o yüzden bize baktıkları zaman “Akdeniz insanı” vb. terimleri kullanıyorlar. Ben ve arkadaşlarımın zamanı boşlayışları Alman’lar için çok şaşırtıcı ve bazen saçma bulunuyordu ama bir süre sonra onlar da ayak uyduruyorlardı bize biz çok rahat olduğumuz için.. (tabii bu arada sürekli programlarımız değişiyordu.. :))

  3. Fatih Arslan @ August 24, 2007

    Merhab Alper,

    Ben burada pek karşılaşmadım dediğin şeylerden, ama Frankfurt’da ara sıra oluyordu dediğin gibi. Ayrıca bu robotlaşma hakkında da bir yazı yazıyorum şu an. Haklısın o konuda. Bir nevi Big-Brother topluluğu oluşturuluyor farkına varılmadan. Yakında yayınlayacağım bu yazıyı.

  4. [...] Diğer iki yazımdan sonra almanya’daki motonluk hakkında da bir şeyler karalayım. Burada monotonluktan bahsederken insanlar arasındaki bağları yazmak istiyorum. [...]

Buradan yorum bırakabilirsiniz