Bir kitaplığın portresi

Bundan bir buçuk ay öncesinde The New Yorker dergisinde güzel bir yazıya denk gelmiştim. Maalesef paylaşılabilir bir yazı olmadığından sizlere sunamadım içeriğini. Yazı, bir süre önce kayınbabasını kaybeden ve ondan geriye kalan devasa bir kitaplık ve kitapları nasıl değerlendirmesi gerektiğini bilmeyen bir yazarın anıları hakkında. Aşağıdaki resim bu kitaplığa ait:

Kayınbabasını öldükten sonra bu kitaplar miras kalıyor kendisine. Fakat bu büyüklükte bir kitaplığı ve haliyle kitapları saklayacak yeri olmayınca bunlarla neler yapabileceğini düşünmeye başlıyor.

Bundan yaklaşık iki yıl önce kitaplar ve kitaplıklar hakkında bir yazı yazmıştım: Kitaplar üzerine. Bu yazıyı Rands‘ın “Kitaplıklar insanların özelliklerini, ilgi alanlarını ve kısacası hayatını sergileyen anıtlar haline gelmiştir. Yabancı bir eve girdiğimde ilk yaptığım iş kitaplığına bir göz atmak. Böylelikle anında bir çözümleme yapabiliyorum.” yorumu üzerine yazmıştım.

Ben hâlâ bu şekilde düşünüyorum.

Fakat New Yorker‘deki yazı, tam tersi bir bakış açısına yer vermiş. James Wood, kayınbabasının kitaplıklarını bir yere taşıyamayacağını anladığında satmaya karar verir. Fakat bir yandan kitaplara da göz atıyor, kayınbabası ile ilişkilendirmeye ve kitaplar üzerinden onun portresini çıkartmaya çalışıyor. Fakat bunda başarılı olamıyor. Kitapları araştırdıkça çizmek istediği resmin (mecâzı anlamda) aslında kayınbabası ile hiç ilgisi olmadığı ortaya çıkıyor. Bununla ilgili kısmı tekrar dergiden çıkartıp yazdım:

“We had a couple of breaks. An online bookseller, who deals in rare books and first editions, came and picked through what interested him, and filled his old Volvo with boxes. A few days late, an English bibliophile, who teaches philosophy at Queen’s University, did the same. I enjoyed their obvious excitement, my enjoyment tempered by the sensation that the library was suffering death by a thousand cuts

For in any private library the totality of books is meaningful, while each individual volume is relatively meaningless. Or, rather, once separated from its family, each individual book becomes relatively meaningless in relation to the original collector, but suddenly newly meaningful as the totality of the author’s mind..

.. In this strange way, our libraries are like certain paintings that, as you get closer to the canvas, become separate and unreadable blobs and daubs of paint.

And in this way, I began to thinks, our libraries perhaps say nothings very particular about us at all. Each brick in the wall of a library is a borrowed brick”

Sizce bir kitaplık bir kişiyi tarif edebilir mi ? Yabancı bir eve girdiğimizde kişinin kitaplığına göz atarak onun neyle ilgili olduğunu, neyi sevdiğini, neyle ilişkili olduğunu öğrenebilir miyiz?