Yılbaşı ağacı ve yılbaşı hindisi yalanı

weinachtsbaum-4.jpg Yıllardır aynı tas aynı hamam. Bu konuda gücenenler olursa şimdiden kusura bakmasınlar. İçim dolu çünkü. Her yıl, özellikle son zamanlarda alışveriş merkezlerine uğradıkca daha da çok tiksinmeye başlıyorum. Insanlar nasıl oluyor da bu kadar çabuk kanabiliyor. Çok çok merak ediyorum, bundan 20-30 sene önce bunlar var mıydı? Varsa nasıl bir biçimde. Belki de araştırıp sizlere sunabilirim ileride. Konuya dalmadan önce sizlere iki tane konuyu bir hatırlatmam gerekiyor:

  • Amerika’da Thanksgiving adında bir bayram vardır. Diğer adı ile şükran günü. Zamanında kıtlık olduğundan ellerindeki Hindileri de kestikleri için bu gününe hatırına, şükran ediyorlar. Bu günde ise Hindi’nin içini doldurup güzelce yemek bir adettir. Hata Thanksgiving gününde yabancı bloglarda bolca Hindi tarifesi bile bulabilirsiniz.
  • Hıristiyanların 24-25 aralıkta, Hz.Isa’nın doğum gününü kutlamak amacıyla kutladıkları günler vardır. Bunlarn adı da Christmas, Almanca’da Weinachten. Bu zamanlarda, özellikle 24-25 aralık öncesi 4 hafta boyunca, sokaklar ve ev camları süslenir, noel baba simaları ortalıklarda gezer, kocaman büyük tabelalarda kırmızı renklerde her türlü reklam yapılır, ruhani güzel bir ortam yaratılır(tıpkı bizdeki Ramazan ayı gibi). Almanya’da okullarda bu haftalar özel günler düzenlenir, pastalar kurabiyeler yapılır,vs.. 24 aralık gelince herkes birbirine aldığı hediyesini çam ağacının altına koyar, ve çoçukar bu hediyeleri açarlar. Herkes kendine hediye alır yani(Örneğin Babama ise her yıl büyük bir paket hediye verilir şirket tarafından). Yani kısaca olay bu.

Şimdi gelelim bizdeki kültür yozlaşmasına. Her yıl bunu gündeme getirmekten de hiç sıkılmam. Hatta yapacam da. Kaybedecek bir şeyim yok.

Bizdeki çok zeki insanlar, medyanın ve kapitalist dünyanın verdiği gaz ile yılbaşında kendince hediye alırlar, o günü yılbaşı hindisi adında kendilerinde yemek yaparlar, sokakları ve çamları süslerler. Medya’nın gazı ile çılgınlar gibi bir tüketim yarışması açılır. Kim en iyi hediyeyi alır gibisinden. Bolca kampanyalar falan filan. Hıristiyanları bayramını yılbaşında hediye almak, çam süslemek, hindi yemek diye yuturuyorlar.

Demek istediğim bu konuya biraz da olsa dikkat edin. Yılbaşı denen günde hediye verilme gibi söz durumu yok. Hele hele Amerikan bayramındaki hindiler hiç yok. Ama ne var ? Ortada bolca, içi boş kabuklar var. Sorsanız bunları normal bir şey sanarlar. İşin komik yani ise yurtdışında yaşayan Türkleri buraya getirseniz, şaşırırlar tıpkı benim gibi. Bunlara ne oluyor da başkalarını bayramını kutluyorlar derler. Kutlayacak bayram kalmadı ya hani.

Ya işte bahane oluyor, sevdiklerimize de böylelikle hediye alıyoruz, falan filan” diyenlere de sözüm şudur ki: Ya güzelim ülkemde başka bayram mı kalmadı ? Nedir bu vurdum duymazlık anlamıyorum.

Canon PowerShot G7 hakkında fotoğraflar ve bilgiler

Canon G7Yeni aldığım kameradan sizlere bahsetmiştim. Onunla bir kaç fotoğraf da çektim. Malesef isteğim dışında dirseğim değdi, yere düştü ve optik mekanizmasında bir ariza meydana geldi. Aslına bakarsanız fotoğrafı tıpkı ilk gündeki gibi çekiyordu, fakat bilmediğim bir mekanik ses geliyordu Canon Ixus 950′den. Bu yüzden geri verdim bende makineyi. Almanya’da 14 gün için aldığınız tüm eşyaları geri verme hakkına sahipsiniz. İster beğenin ister beğenmeyin, satıcı almak zorunda çünkü kanunen böyle bir yükümlülük var(Amazon.de’de bu süre 30 gün bildiğim kadarıyla).

Gelelim asıl konuya bu kamerayı verdikten sonra orada daha önceden de araştırıp ve daha çok almak istediğim bir makine duruyordu. O da Canon G7 idi. Fiyatı yaklaşık 100-150 euro daha fazlaydı, ama gönlüm bundan yanaydı. Ne olur ne olmaz diye biriktirdiğim bir para miktarı vardı, onu da üstüne koyarak bunu aldım. Aldığımdam beri bir sürü fotoğraf çekmeye başladım.

Canon PowerShot G7 ile çektiğim fotoğraflar da şu şekilde:


Created with Admarket’s flickrSLiDR.

Özelliklere gelince Canon.com.tr’de ayrıntılı bir şekilde var. Kısaca bahsetmek gerekirse 10 megapiksel Ccd, 6x optik zoom, Optik Görüntü Sabitleyici(IS), 9 Noktali AiAf, 2.5″ Lcd, 1024×768 çözünürlükte video çekimi . Canon’un sitesindeki tanıtımda biraz reklam da var elbette, fakat ben kendi kişisel tercihlerimi de belirteyim. Neden Canon G7 aldım ?

powershotg72fsrtopsf9.jpgBirincisi fotoğraf çekmeyi çok sevdiğim için Dslr makinesi almak istemiştim. Uygun fiyat’a da bulmuştum(Nikon D40+Kit 410 euro). Fakat fotoğraf çekme tekniklerini hemen hemen hiç bilmiyorum. Alacağım Dslr makineyi kullanamyacaktım bile. Araştırmalarım sonucunda Canon markası altında G7′i buldum. Ful manuel ayarlama imkanı veriyor çünkü. En önemli özelliği de bu bence. Bununla giriş seviyesinde öğrenmeye çalışacağım. Ardından(muhtemelen yıllar sonra) dslr’lere geçiş yapacağım. Ee diyeceksiniz bu Fiyata Nikon D40′da alınır , ne diye bunu aldın? Bu yüzden gelelim ikinci noktaya.

Bu makineyi sadece ben değil, ailem de kullanacak. Babam bu yüzden hem küçük hem de güzel ve net çekebilecen bir kamera istmişti. Kompakt makine sınıfında ful manuel ayarlama imkanı veren ve aynı anda güzel ve net fotoğraf çeken makinelerden tek Canon G7 vardı. Böyle olunca bende bunu aldım. Makine ile çekmek gerçekten çok keyifli. Kullandıkca kullanasım geliyor. Makinenin üzerinde ISO için özel bir ayar düğmesi bile var. En çok kullandığınız özelliği de bir tuşa atayabiliyorsunuz. 2 tane kişişelştirebilir modlar var, C1 ve C2 adında. Bunlara istediğiniz gibi oluşturabilir ve kayıt edebilirsiniz, böylece her seferinde manuel ayarlama seçeneğinden ayarları değiştirmeniz gerekmiyor. Örneğin ben manzaralar için özel bir ayarı kayıt ettim kendimce. Onun dışında netleşmeyi manuel olarak ayarlayabilirsiniz. 4 yön-tuş’un etrafında birde halka şekilde ayarlama düğmesi var. Bunu döndererek ayarlamaları çok kolay bir şekilde yapabiliyorsiniz.

Canon G710mp ile çekilmiş fotoğraflar 2-3mb yer kaplıyor. Ben yanında 2gb kart aldım, fakat 1gb de işinizi görür. Burada bir kaç noktaya dikkat etmeniz gerekiyor. G7 ile çekilen videolar 1024×768 şeklindedir. Yani diğer kompakt makineler’den çok daha büyük bir çözünürlüğe sahip, hal öyle olunca bu videolar daha da yer kaplayacak. Bu yüzden yüksek kapasiteli kart almanız iyi olacaktır. Fakat bence her makineyi kendi alanına göre kullanmak sizin için en iyi sonucu verecektir. Yani fotoğraf çekmek. Onun dışında içindek çıkan Bateri ile 200-250 tane resim çekmeniz mümkün. Yedek bir bateri almanız iyi olacaktır. Amazon.de‘de 20 euro’ya Hähnel marka bateri var. Orjinal bateri 50 euro tutuyor. Türkiye’de eminimki bu rakam çok daha yüksektir. O yüzden internet üzerinden uzuza geliyorsa sipariş verin.

Böyle güzel bir makinen eksik yanları olmaz mı ? Tabi ki. Hiç bir şey kusursuz değildir. Yukarıda da dediğim gibi Komapkt sınıfında yerini alıyor. Alıyor almasına da kompaktlar gibi şık ve modern bir tasarıma sahip değil. Ayrıca diğer kompakt makineler gibi küçük de değil. Ağır ve biraz büyük bir makine. Ben sevdim yine de. Nostaljik bir tasarıma sahip. Ama eğer öyle her zaman yanımda taşıyayım, cebime koyayım diyorsanız kesinlikle tavsiye etmem. Benim küçük bir çantam oluyor genelikle ya da okul çantam o yüzden sorun olmuyor.

Son olarak 1-2 ay içinde Canon PowerShot G9 adında yeni bir makine çıkacak. 12mp, 3 inc ekran ve Raw destekli. Ben pişman değilim G7 aldığıma çünkü G9′un öyle çığır atacak yeni özellikleri yoktu. Ayrıca Canon G7 hakkında sorularınız varsa seve seve yardımcı olabilirim bu konuda.

Almanya’da yaşam – Zaman Kavramı

Aslında bu girdiyi yazmak için buraya gelmeme gerek yoktu fakat burada olmamın bu girdiyi yazmayı daha da güçlü kıldı. Yaklaşık 1 haftadır Frankfurt’un yakınlarında küçük bir kasabadayım. Çoçukluğumun geçtiği yer. 17 yaşına kadar buradaydım, sonra 180 derece dönüş ile Ankara’ya yerleştim. Bu kadar sene Almanya’da kalınca bazı şeyleri çok daha farklı görebiliyor insan. Örneğin Zaman kavramı.

Buradaki yani Almanyadaki insanlar zaman’a çok değer verir. Zaman onlar için çok önemlidir. Herşey planlıdır, ve her şey zamanına göre yapılmalıdır. Yollardaki hız levhaları da bunun için planlanmıştır. 30 yazıyorsa, 30′dan fazla kimse gitmez. Örneğin 30′luk bir yerde 50 ile giden araba hiç görmedim bir haftadır(1 haftadır takip ediyorum araba sürerken). Neden derseniz, çünkü insanların 50 ile gitmeye ihtiyaçları yok da ondan. 30 ile gittiği zaman zaten herşeyi yapıyor, çünkü hayatı ona göre planlı. Hem insanların hayatlarını da tehlikeye atmıyor daha hızlı sürerek. Huzurlu bu yüzden, huzurunu bozmuyor. Herkes öyle. Sokaktaki insanlara bakın, gelen gidenlere herkes bir şekilde planlı olarak gidiyor. Durulması yerde duruyor, hızlanması yerde hızlanıyor.

3002669_9314cb8eb9.jpg

Ankara’da en çok şikayet ettiğim şey ulaşımdı. Metro metro diye bağırıyorlar, fakat buradaki sistemi bir görseniz ulaşımın ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Evimin önümdeki otobüs her gün saat 7:32 de gelir. Kasaba olduğu için her saat gelir. 8:32′de, 9:32′de … Ne 1 dk önce ne 1 dk sonra. Öyle planlamışlar. Bizler de ona göre planımız yapıyor,ona göre evden çıkabiliyoruz. Ona da göre de bugün ne yapacağımıza karar veriyoruz. Bu planlama sadece otobüsler’le ile bitmiyor, aynı şekilde metro istasyonları da bu şekilde işliyor. İşten çıktınız örneğin saat 18.54′de metro istasyonun geldiğini bilirsiniz. Ona göre de ne yapmak gerektiğini bilirsiniz.

Bu zaman meselesi yüzünden insanlar da birbirilerine çok saygılılar. Türkiye’de parayla bazen zamanı satın alabilirken, burada parayla zamanı satın alamazsınız. Örneğin bir mağaza saat 20.00′de kapanıyorsa, isterseniz 1000 euro verin, o adam o saat’den sonra iş yapmaz. Hem kanunen yasak olduğu için(ki almanlar çok bağımlılar ve uygularlar kanunları), hem de zamanı çok değerlidir. Pazar günleri hemen hemen hiç bir mağaza açık değildir. Zamanları kiymetlidir dediğim gibi ve hafta’da bir gün de olsa bu zamanlarını kendilerine ayırırlar. Bu yüzden çoğu insan Cumartesi günü ekmek alır, yemek alınacaksa alır ki Pazar günü aç kalmasın. Bu yüzden zaman meselesini burada çok takdir ediyorum. Sabahın erken saatlerinde planlı bir şekilde başlar hayatları ve akşam 18.00′a kadar devam eder. Ama insanın içi huzurlu oluyor, çünkü herşey planına göre işliyor.

Anlatacak çok şey var bu yüzden yazıları 2-3 parça’ya ayıracağım, bir sonraki yazımda Türkiye ve Almanya arasındaki Lüks hayatının farklarını anlatacağım.

Not: Ara sıra burada 14mbit’lik şifresiz bir ağ yakalıyorum. Fakat hemen gidip geliyor. Bu yüzden bu 3-4 haftalık sürecte blog’da teknolojik ağırlıklı yazılar olmayacak pek, daha çok burada edindiğim izlenimler yer alacak. Ayrıca çektiğim fotoğrafları Flickr sayfamda görebilirsiniz. Yukarıdaki fotoğrafın adı da: Time Sink

Almanya’dan selamlar ve Canon Ixus 950 Is

Yeni düzenleme(24.08.2007): Malesf Canon Ixus 950 is elimden düştü ve makinede sorun çıktı. Bu yüzden geri verdim. Verirken de gözüme bir Canon G7 ilişti. Zaten bunu daha çok istiyordum, biriktirdiğim bir miktar parayı daha üstüne koyup bir tane bundan aldım. Uzun bir inceleme yazısı kesinlikle hazırlayacağım.

Buraya gelmemle beraber ilk önce buralarda wifi bağlantısı aradım. Ne yazık ki hemen bulamadım, fakat bugün 10mbit’lik şifresiz bir ağ buldum ve hemen giriverdim (Hatta 1.3 gb’lik bir film de indirim hemencik, hıza inanamadım) . Şu an Almanya’dayım ve yaklaşık 3-4 hafta da burada olacağım. Burada edindiğim izlenimlerimi sonra tekrar yazacağım. İlk önce şunu diyeyim ki, buradaki havalar Türkiye’nin tam tersi. Babam 7-8 haftadır sürekli yağmur yağıdını anlattı. Önceki senelerde buralar hep kuraktı, fakat bu sene yemyeşil, 20-25 derece arası bir havası var. İnsan kendisini çok rahat hissediyor.

3017216.jpgGelir gelmez burada kamera araştırmalarım devam etti. Babamın bir arkadaşı sayesinde büyük bir mağaza’da yeterince indirim aldık. Hal ölye olunca bende kompakt bir makine aldım. Dslr mantığı ağır basıyordu, fakat babam kompakt olsun diye israr edince bunu aldık. Canon Ixus 950 Is makinesini yani. Makinenin özelliklerini burada uzun uzun anlatmak istemiyorum. Almamın tek sebebi kaliteli olması. Pixel sayısı önemli değildi zaten. Övecek çok şey bulunabilir fakat gerek yok. Alanlar pişman kalacağını sanmıyorum. Çektiğim fotoğraflara bakarak da görebilirsiniz nasıl olduğunu. Fakat bunun yerine Canon Ixus 850 olabilir de, çünkü onun geniş açısı var, bu sayede manzara ve iç mekan fotoğrafları daha güzel olabiliyor.

Burada Turker ve Alper abi‘ye de teşekkür etmek istiyorum bu vesileyle. Canon hiç aklımda yokken aklıma Canon soktular ve araştırmalarım sonucunda Canon almaya karar verdim. Canon Ixus 950′yi buradan 330 €‘ya aldım. Bu da yaklaşık 600 YTl’ye denk geliyor. Bu fiyata Türkiye’de bulmam imkansızdı zaten. Aslında çok daha farklı kameralar da alınabilirdi de neyse artık.

Bu Kamera ile çekimler de yaptım. İnternet bağlandıkca bu resimleri Flickr’e eklemeye düşünüyorum. Günde 1-2 tane eklerim herhalde. Şu an itibariyle çektiğim iki tane resim şu şekilde:

Bilmiyorum ki

Yansıma

Fotoğraf çekmeyi çok seviyorum , ve Ixus 950 ile yaklaşık 350 tane yakın resim çekebiliyorum dolu bir bateri ile. Gezdikce çekip aralarındaki en güzel fotoğrafları Flickr’e koymaya düşünüyorum. Şu an itibariyle zaten 9-10 tane değişik resimler var. Kameramın gelmesiyle beraber fotoblog da açma fikri geldi. Günde bir tane Fotoğraf. Çok güzel olacağına inanıyorum. Bu böyle devam eder, ve ilgim azalmazsa 2-3 sene sonra Dslr makine alabilirim. Çünkü kendimi bir alanda geliştirmek istiyorum, hobi olsun diyorum. Çünkü onun dışında somut bir şeyler yapmıyorum. Hem buna yeteneğimin olduğuna da inanıyorum. Bunu çok kez araştırdım kendimi de test ettim. Sesler ile çalışarak pek bir şey yapamıyorken(örneğin 100 kere dinlediğim bir şarkının sözlerini hatırlayamıyorum), resim gibi şeyler ile çalışırken çok daha verimli oluyor. Bir kere gördüğüm insanları yıllar sonra tekrar hatırlayabiliyorum. Gözüme resimler çok daha hitap ediyor.

Almanya konusuna da gelirsek, 17 sene burada yaşadım sonra Türkiye’ye gelmiştim. Fakat her sene buraya gelirim. Arada da dağlar kadar fark var. Bunları yakın zaman içinde anlatacağım. Küçük ama önemli ayrıntılar. (Her iki taraf için)

Hayat bazen garip olabiliyor

Şimdi anlatacağım, çoğu zaman anlam veremediğim ve sıkca karşılaştığım bir şey. Anlatacağım şey yaşadığım bir takım şeyler. Inanın dünyanın daha doğrusu hayatın ne kadar kısa ve küçük olduğunu gösteriyor. Başlayayım:

  1. 135px-sg1stargate.jpgAlmanya’dayken her çarşamba saat 20.15′de Stargate dizisini izlerdim. Bu dizi RTL 2 adından bir kanalda yayınlanırdı, ve kurgusu itibariyle benim çok hoşuma gittiği için tüm bölümlerini takip eder oldum. Yıl 1997-1998 olması gerekiyor. Çünkü Stargate’nin ilk sezonu o yıllarda yayınlanıyordu. Git gel zaman zaman tüm bölümleri izlemeye başlamıştım. Aradan yıllar geçti ve ben 2002′de Türkiye’ye geldim. Gelmemle beraber artık Stargate’i izleyemez oldum. En son 4′üncü sezon’a kadar gelmiştim ve 5′inci sezonun da bir kaç bölümü. Türkiye’ye geldiğimde ise izleyemediğim için ilk başlarda çok üzülmüştüm. Aradan yıllar geçti ve ben tüm Stargate bölümlerini toplamaya başladım. Hepsini teker teker izlemek istemiştim çünkü. Çünkü bu bilim-kurgu dizisi benim en çok sevdiğim diziydi. Kesinlikle izlemek istiyordum. Hikayeninin bu kısmı buraya kadar.
  2. 1547013499_m.jpg
    Yıl 2005′de Hacettepe Üniversitesinde Ingilizce hazırlığa başladım. Bir sene hazırlıktan sonra bölümüme geçecektim. Tabi hazırlık olunca insan da değişik şeyler yapmak istiyor. Ben de okuldaki Capoeira Topluluğuna başvurdum ve düzenli olarak gittim. Çok sevmiştim. 2006′da ise Kuşak töreni vardı. Batizado diye adlandıralan bu Kuşak Töreninde, her öğrenci ustasına karşı çıkar ve RODO denen çemberde birbirileriyle kapışır. Haliyle ben de katıldım. Hacettepe Capoeira Topluluğu, dünyaca ünlü tanılan Axe Capoeira grubuna bağlı bir topluluk. Türkiye’deki kolu da bizim üniversitedeki topluluktu. Bizim ustamız da Mestre Barrao idi. Yani Axe Capoeria‘nın kurucusu ve lideri. Bu kuşak töreninde ona karşı çıkmıştım. Hatta beraber fotoğraf da çektik. Bana karşı tabi tüm gücünü göstermedi. Sonunda kuşağımı almıştım haliyle. Bu hikaye de buraya kadar

Şimdi yukarıda hayatımdan iki tane parça anlattım. İkisini nasıl bağlıyacağımı şimdi söyleyeceğim.Yukarıda da bahsettiğim gibi Stargate dizilerini toplamaya başardım sonunda. Ben de yaz ayının gelmesiyle beraber bunları izlemeye başladım. Şu an 5 sezon’un 18′inci bölümüne geldim. Şimdi gelelim buradaki dönüm noktasına. Sezon 5, 18′inci bölümde benim ustam, yani Mestre Barrao‘nun dizide bir rolü vardı. Görünce gözlerime inanamadım. Şu dünyada sevdiğim en güzel dizi’de benim 1 sene önceki ustamı görür oldum. Bu bana çok ilginç geldi. Görünce cidden insan şok oluyor.

Düşünüyorum da, Almanya’da başlayan bu dizi merakı, ardından hiç unutmayıp yıllardır bu dizinin bölümlerini toplamam, ardından Ankara’da Capoeria Topluluğuna katılmam, oradaki bir insanla(Mestre Barrao) tanışmam ve ona karşı dövüşmem, ardından bu insanı da en sevdiğim dizi’de görebilmem. Hayat bazen garip olabiliyor.

Ne diyeceğinizi bilemez olabilirsiniz

Bundan 2 hafta önce bir şeyler karalamıştım . Hayatımda durmadan var olan şeyler. Durmadan olur böyle beklenmedik olaylar. Daha demin yine buna benzer bir olayla karşılaştım.

İki tane hattım var. Bir tane Avea bir tane de Turkcell. Avea’daki kontör bittiği için, Turkcell kartımı taktım.
Ve yaklaşık 10 dk önce beni biri aradı. Arayan kişi de arkadaşım Erkan.

Şimdi ne var bunda diyebilirsin. Devam anlatayım. Erkan benim Almanya’dan ilk okul arkadaşım. Beraber 10 sınıfa kadar okuduk. Aynı sınıfta, aynı sıralarda, herşeyi beraber yaptığım arkadaşlarımdan biriydi. Hayatımın büyük bir bölümünü yaşadığım ortam. Erkan aradığın numara ise Turkcell numarası. Aradı ve bana Trabzon’da olduğunu söyledi. Yarın da aktarmalı uçakla, Ankara’dan Frankfurt’a uçacakmış. Halimi, hatırımı sordu, ve konuştuk biraz.

Şimdi olaylar zinciri çok ilginç. Benim avea’daki kontör bitmeseydi, ben bugün Turkcelli takmazdım. Hadi taktım farz edelim, çıkartıp gene Avea hattımı takardım. Birde her sene sadece bir kere gördüğüm arkadaşımı böyle birden arayınca ne diyeceğinizi bilemez olabilirsiniz. Değişik, ilginç bir dünya.

Sonraki Sayfa »