Zimbabve Internet’den kopuk yaşıyor

Zimbabve
Heise.de’nin Telepolis kısmında Zimbabve’nin durumunu anlatan bir yazı okudum. Bir kaç kısmı buraya aktayarım.

Zimbabve’deki enflasyon %1200 cıvarına çıktı. İşsizlik durumu ise %70-80′li seviyesinde. Yabancı ve bağımsız basının önü kesildiği için Ülke’den haber hemen hemen hiç alınamıyor. Ülkenin milliyetci yayını da tabi aynı kefende.
Mali reformlara rağmen ekomoni’nin kötü gidişati ve yüksek enflasyon yüzünden, yeterli miktarda para bulunamadığı için, yeterince petrol ve erzak alacak gücü kalmadı. Ayrıca hükümet yasal düzenlemeler vasıtasıyla erzak fiyatları düşürmeye çalışıyor. Mesela ekmeğin fiyatı düşürüldüğü için, şimdi bir çok dükkan’da alacak ekmek kalmadı. Buna rağmen 13 million insandan 4 million insan her türlü erzak’dan mahrum kaldı.

Alacağı para yüzünden yüzünden Intelsat, Zimbabve’nin resmi telekomunikasyon kuruluşu TelOne`un uluslararası uydu bağlantılardan kesti. TelONe 700.000 dollar ödemesi gereken miktarı ödeyemedi malesef. Zaten tecrit edişmiş ülke şimdi daha da kapalı bir durumda. Gerçi uluslararası bağlantılar bir kısmı ve e-posta alımı ve gönderimi çalışıyor. Ama uydu bağlantılarının bant genişliği, ödenecek olan para miktarını tarihine kadar kısıldığı için, haftalardır çok yavaş bir biçimde işliyor.

Zimbabve halkı ne kadar zorlukta yaşadığını bilemem, anlıyamam da. Hiç öyle bir durumda olmadım daha önce. Dünyalar çok farklı, biz burda internetin hızını yeterli bulmayabiliyoruz, diğer bir ülkede insan internetin bağlantısını beğenmeyebilir, Zimbabve halkı da işte malum. İnsan kendini bir garip hissedebiliyor. Bir yandan sistemli bir biçimde yaşayan millet, diğer yandan ne olup bittiğini bilemediğimiz, haber bile alamadığımız bir ülke.

(Resim’deki kırmızı ile belirtilern yer Zimbabve. Daha fazla bilgi için buraya bakabilirsiniz.)

Dünya küçük mü yoksa büyük mü ?

Geçenlerde yaşadığım iki olayı sizlere aktarayım. İkisi de dünyanın ne kadar küçük olduğunu insana dedirtirebiliyor. En azından bana dedirtirdi.

1.) Kardeşimin üniversite kayıtları için bir takım evraklar lazımdı. Bunlardan biri de muhtarlıktan alınmış ikametgah belgesi. Kardeşimle beraber muhtara gittik. Kendisi belgeyi istemek için muhtarlığa girmişti, bense arabanın içinde onu bekliyordum. Aradan 3-4 dakkika geçmeden, arabının ikiz aynalarından iki kişinin geldiğini gördüm. Ayna’dan bunların kimin olduklarını çıkartmak mümkün değildi tam olarak. Bu iki kişi de muhtarlığa girmişti. Sonra birisi benim gözüme yabancı gelmedi. Biraz daha dikkatli baktıktan sonra, 2 sene önce gittiğim dershanedeki bir kız olduğunu farkettim. Kardeşim belgeyi alırken onlar da karşısına oturmuşlardı. Ne kardeşim onları tanıyordu, ne de onlar kardeşimi. Ben de onları izledim, ve dünya küçük olduğu kadar büyük de olabiliyormuş dedim kendi kendime.

2.) Almanya’dan buraya 2002 yılında gelmiştim. Ondan önce Almanya’da yaşıyordum. 10 sınıfa kadar da okudum. Bu süreç içinde de bir sürü arkadaş edindim. Her türlü milleten her türlü insan. Sınıfım adeta birleşmiş milletleri andırıyordu.Türkiye, Rusya, Portekiz, İtalya, Bosna, Filipin, Almanya, Fas, Etiyopya, İspanya, Yunanistan, vs… tüm bu saydığım ülkelerden gelen insanlarla beraber okuyordum. O kadar kültürün bir arada güzelce yaşadığını görmek de güzeldi. Tabi okurken pek bunun farkına varmadım, ama şimdi insan o çevreden,o hayatdan uzaklaşınca bazı şeyleri daha iyi görebiliyor, ya da farkına varabiliyor diyeyim. Nerde kalmıştım, evet 2002 yılında Türkiye’ye gelmiştim. 10 sınıf bitmişti, ve sınıfdaki tüm arkadaşlarım artık ayrılıyordu. 10 sınıfdan sonra almanya’da eğer benim gibi Gesamtschule’de okuduysanız, seçitli yerlerde devam ediyordunuz, ya da bırakıp, artık iş hayatına atılıyordunuz. İşte benim Türkiye’ye geldiğim gibi, kendi ülkelerine dönen insanlar da vardı. Bunlardan biri de Natalie adında İspanyol bir kızdı. 2003′de yazın Almanya’ya geldiğimde, onunda ispanyaya gittiğini duydum. Bazılarının okulu bıraktığını, bazılarını Abitur’a devam ettiğini, bazıların da iş aradığını. Artık herkes birbirini zor görür demiştim. Natalie’de bunlardın biriydi. Ama 3-4 gün önce msn’de biri beni eklemişti. Tahmin edin kim bu kişi :) Natalie ile de sonra uzun uzun konuştuk, onun neden gittiğini, adresi nerden aldığını vs. Ben Türkiye’ye gelirken 2-3 sene içinde herkesle bağım kopar büyük ihtimalle demiştim. Meğersem o da Almanya’ya gidince sormuş, Fatih nereye gitti diye. O da benim gibi şaşırmış, Türkiyeye geldiğimi duyunca tabi.

Dünya küçük mü, yoksa büyük mü siz karar verin. Ama artık bir sokakta yürürken, benim Etiyopya’lı arkadaşımı görürsem hiç şaşırmam.