Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil

“Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” - Fuzuli

Son zamanlarda yaşananlar inanın artık nefretlık kıvamına geldi. Beni bilen bilir, hiç bir zaman bir şeye karşı nefretle çıkmam. Hatta çok nefret ettiğim kişilere küfür edilmesinden bile rahatsız olur, arkadaşlarımı da uyararım. Saygılı olun, yoksa zamanı gelir o insanlar da sana küfredecek hakkı bulur dedim. Her zaman insanlarla eşit olmaya çalıştım, herkese eşit davranmaya çalıştım. Insanlara kişilikleriyle davranmak istedim. Neyse o. Hiç bir zaman da, dini,siyasi görüşürü, rengi, ya da ülkesi farklı diye bir ayrımcılık yapmadım. Bu zamana kadar her kesimden de bir çok arkadaşım oldu, her biri de benim için değerlirdir.

İlk önce belirtmek istiyorum, biraz konu dışı olacak. Blog’umda böyle bir yazı yayımlamak istemezdim, fakat içimde o kadar birikmiş ki bu konu, buraya yazmasam içim rahat olmayacak.

Çok yazıldı, çok çizildi. Her önüne gelen ahkam kesti. İnsanlar sokaklara indi, düşünceler belirtildi. Haksızlıklar yapıldı, Hukuk hiçe sayıldı, demokrasi küçük çoçuğun ellindeki bir oyuncak haline geldi. Bu devirde darbe sözleri duyar olduk. Kısaca şu an iki tane kampın savaşını görüyoruz. Bir yanda Laik-Cumhuriyet takımı, diğer yanda Muhafazakar takımı. Bu zamana kadar belki en güçlü savaşlardan biri. Kim kazanacak ? Belli değil. Her iki kutup birbirine zıt olduğu için görmüyorum. Benim en çok zoruma giden, ortada olanlar zorla bir kutupa çekilmeleri istendi. AKP’den nerfret ediyorum dedim, beni CHP’li sandılar. CHP’den de nefret ediyorum dedim, beni AKP’li sandılar.Demek ki ya bende bir sorun var, ya da bunu soranlarda bir sorun var.

Ben AKP’nin yaptığı yanlışlıkları saysam bitmez, bu sayfayı açar, örneğin Türk Telekom’u Arap İnşaat şirketine satmak gibi. AB’ye gireceğim diye yapmadıkları kalmadı. AB ile yattılar AB ile kalktılar. Ekonomi iyi diyorlar, hiç de öyle gözükmüyor, borçlar aldı başını gidiyor. Kısaca her şey oluyor. CHP desen o da ayır bir vaka. Solcu desem darbe ile işleri olmaz, Sağcı desem küfür etmiş gibi olurum. Türkiyedeki partileri hiç sevmediğim gibi bu iki partiyi de hiç sevmem. Fakat şunu da belirtmek istiyorum, CHP’nin, ANAP’ın bu tuttumunu halk biliyor, bizim halk biliyor. Yarın sandıkta göreceğiz yine. Sadece şunu diyorum, CHP yaptıkların yanına kalmaz. Aynı zamanda bu dönek parti ANAP için de geçerli. Bahaneleri o kadar artı ki, artık onlar bile ne diyeceklerini şaşırıd. Cumhurbaşkanın halk seçsin dediler. Tamam sonunda o da olacak, fakat buraya yazıyorum kesin bir bahane bulur buna da bir şey derler.

Internet’de bulduğum bir kaç güzel yazılar da var. Bunlardan benim kafadan aynı sesi çıkaran bir Mehmet Büyüközer var ki, ellerine sağlık diyorum başka da bir şey demiyorum. Yazdığı yazılar da şunlar :

http://www.sonofnights.com/cumhuriyet-mitingi.htm
http://www.sonofnights.com/asker-yok-cumhuriyet.htm
http://www.sonofnights.com/hadi-bakalim-asker.htm

Ayrıca bazı güzel değişik açılar da şunlar var:

http://www.moleschino.org/2007/04/22/pek-bu-tehlikenin-farkinda-misiniz/
http://muzminanonim.blogspot.com/2007/05/liklik-elden-gidiyor-ne-demek.html
http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=10807543

Son olarak ben bu bitmez tükenmeyen savaşlardan bıktım, başı örtülüleri öcü gibi görmelerinden bıktım, oy veren bir kısım insanlara cahil demesinden bıktım, sadece bır kısım olsa da benim yerime konuşma hakkını bulanlardan bıktım, demokrasi var deyip demokrasinin içine edilmesinden bıktım, kısaca herşeyden.

Adam gibi birlik beraberlik dururken nedir bu savaş, nedir bu insanları çekememezlik, nedir bu ? Şimdi çok çok iyi anlıyorum, neden bizim insanlarımızın çoğunun yurtdışına gittiğini. Bir de utanmadan vatan haini diyorlar bunlara. Bu diyenler hiç düşünüyor mu, yaptıkları ile aslında kendisinin bir vatan haini olduğunu ? Halka, Türk halkına zarar verdiğini ? Sanmıyorum …

Twitter furyası, maksat Web 2.0 havasına uymak

TwitterBu aralar sıkca Twitter’den her yerde duyar oldum. Şurada burada bir Twitter furyası var ama bir anlam veremedim. Twitter nedir sorarsanız ben de tam anlamış değilim tek bildiğim insanlar o an ne yapıyorlarsa onu yazıyorlar. Örneğin kahve içiyorsanız, ben şimdi kahve içiyorum diyorsunuz. Başkaları da bu yazdıklarınızı okuyabiliyor. Msn iletilerinde yazılanlar gibi desem daha iyi olur, msn iletindeki bu yazıları daha geniş bir platforma taşımışlar. Herkes kendi dilinde yazıyor, çoğunlukla tabi ingilizce. Türkçe Twitter çıkar mı bilmem, fakat Twitter kendi içinde gruplar ya da dillere ayrılırsa bu da mümkün olur. Peki bunun bize bir yararı ya da zarar var mı sizce ? İnsanlar neden kullanır Twitter’i ?
Okumaya devam edin »

Bir türkiye klasiği

Şimdi aşağıdaki bir tane fotoğraf var. Burası bizim evin önü. Bir caddenin ve sokağın birleştiği yer. Sol taraf cadde, onun devamı sağ yukarı ise sokak. Cadde ve sokak arasındaki fark ise, Cadde’nin asfaltı düzgün bir şekilde yapılmış, sokağın ise kırık dökük olması. Ayrıca caddenin asfaltı daha yeni yapıldı, yeni döküldü yani. Gelelim neden bu yazının başlığını bir Türkiye klasiği koydum diye. Asfaltı döken kişiler Ankara Büyükşehir Belediyesinin çalışanları. Buraya bu asfalt dökülürken, gittik söyledik bakın 3-4 metre sağda da bozuk bir yol var, orayı da düzeltin diye.

Çalışanların verdiği cevap ise şu : Haklısınız da, biz Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak, sadece caddelere hizmet verebiliyoruz, sokaklara Çankaya Belediyesi bakıyor, bu yüzden karışmamız mümkün değildir“, sonra oradaki bir yetkiliyi çağırdık ve ikna etmeye çalıştık, o da, buraya dökebileceğini söyledi, ama Çankaya Belediyesi ile araları olmadığından(Yıllardır Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Çankaya Belediyesi arasında anlamadığım, anlam veremediğim bir tartışma var, birbirilerini çekemiyorlar) sokağa asfalt atarsam başım derde girer dedi. Şimdi diğer açıdan bakarsak, Ankara Büyükşehir Belediyesi gıcıklık olsun diye Çankaya Belediyesinin sokaklarını karışmıyordur bilerek. Ya da tam tersi işte.



Her iki tarafa da hak veremiyorum, bu türkiye’nin bir hastalığı ne olsa. İnsanları karşı karşıya getirmek, insanları bir tarafı tutmaya zorlamak, ister istemez bu kavganın içine sürükleniyor. Aynı türban meselesi gibi. Yazacak daha çok şey var da, neyse …

Basın dedikleri bu olsa gerek

Yine aynı taş yine aynı hamam. Türkiye’de basın şöyle diyorum, böyle diyorum, ama bir süre sonra hep aynı şeyleri demekten bıkmaya başlıyorum. Çünkü o kadar rahatsız eden unsurlar var ki, say say bitmez. Hangisinden başlasam ki, onu da bilmiyorum. Bir sürü şey işte. Bunlardan biri mesela şu film Neşeli Gençlik. İlk önce bağlantı ismine dikkat, movie yazıyor. Yani anlamadığım şimdi, burası İngiltere mi, yoksa A.B.D, ya da resmi dili İngilizce olan herhangi bir ülke? Ne demek movie, koca koca 1.000.000 kelimelik Türkçe’mizde kelime mi bulamadınız? Gelelim şimdi filmin konusuna. Şayet buna konu diyebiliyorsak. Özenti kelimesi cuk diye oturuyor tabiri caizse. Ahlaksızlık diz boyu. Birde böyle bir ülkede, bizim ülkemizde gösterime girecek. Zaten Türk sinemasından bir şey bekleyemez hale geldim(Mehmet Ali Erbil,vs… sağolsunlar). Ama bu kadarını da beklemezdim. Siteye girin, göz gezdirin bir. Bunu izleyen, izleyecek olanlara yazık gerçekten.

Gençlik yok diye geçinen kesim, köşe yazarları, bu film’de de eleştiri yapabilecekler mi acaba. Gerçi o da zor. Film Doğan grubuna ait Dproductions yapımı(isme bakın yine…). Hani şu Milliyet, Hürriyet, Radikal, Posta vs. gibi gazeteleri bandıran kuruluş. Ben bunların iyi niyetlerinden şüphe duyuyorum artık. Zaten olamaz da. Ülkemizi iyice Amerika’ya benzetmekle meşguller kendileri zaten. Ahlak, seviye, kültür gibi şeyler kalmaması için ellinde geleni yapıyor Türk basını. Ama iddia ediyorum, bu film gişe rekoru kıracaktır. Ne olsa bunların sayesinde, Türk gençliği de böyle şeyleri normal sanmaya başladı. Gazete alırken, arka sayfadaki kadın var mı yok mu ona bakıyor. Eğer yoksa, kesin bu irtica ile ilgili bir gazetedir, bunu ben almayayım diyor. Gerçi hiç bir gazete almasın, zaten hepsi aynı. Gerçek anlamda bağımsız bir gazete yok Türkiye’de. Henüz göremedim. Beklemiyorum da, çok şey istemiş olurum yoksa. Ama böyle seviyelerini düşüreceklerine biraz da saygın olsalar çok mu kötü olur. Yazımın başında da dediğim gibi yazacak konuşacak o kadar şey var ki, hangi birini yazacaksın. Basın dedikleri bu olsa gerek. O kadar tükenmez malzeme(ahlaksız, seviyesiz,…) var ki yazacak, yaz yaz bitmez.