Türk Japon Vakfı ve Japonca

turkjaponvakfi.jpgAnkara Oran’da Türk Japon Vakfı vardır. 1992 yılında Japonya’yı zamanın başbakanı Süleyman Demirel ziyaret eder. Oradaki konuşmalar ve anlaşmalar doğrultusunda Türk-Japon ilişkisini daha da güçlendirmek adına bir vakıf kurmaya karar vermişler. Tabi hemen ardından bir bina inşa edilmedi. Aradan yıllar geçer. ve Japonya’daki bir kaç devlet kurumunun yardımıyla 1998 tarihinde bu Vakıf açılır. Açılmasıyla beraber, Ankara’daki Japonya ile ilgili olan vakıflar da bu çatı altında birleşir. Bu sayede hem daha güçlü bir şekilde Japonya’yı tanıtabileceklerdi, hem de daha faydalı olabileceklerdi. Daha fazla ayrıntı için Vikipedi sayfasını ziyaret edin.

Neden bunları anlattım şimdi ? Şu yüzden: Geçen yıl buraya uğrayıp Japonca dil kursu hakkında bilgi istemiştim. Çünkü Japonca’ya karşı aşırı bir ilgim vardı. Bu dili kesin öğrenmek istiyorudm. Kısmet bu seneyemiş. Haftaya Cumartesi günü 29 Eylül’de ilk dersim başlayacak sorun çıkmazsa. Ankara’da Japonca öğrenmek isteyenler için bir çok mekan var. Benim burayı seçmemin en önemli sebebi, şehir dışında olması ve Japonya hükümeti tarafından desteklenmesidir. Eğitim kalitesinin ne düzeyde olduğunu bilmiyorum malesef. Çünkü Japonca öğrenmiş kimseyi tanımıyorum şu ana kadar.

Peki neden Japonca öğrenmeye karar verdim ? Maddeler şeklinde yazayım.

  1. Elektrik - Elektronik Mühendisliğinde okuyorum. Hep görürüz özellikle elektronik konusunda çok ilerideler bu Japonlar. İcat etmedikleri alet yok. Bende ilerisi için işime yarar düşünce ile öğrenmek istedim. İlerisi için Japonya’da Master yapma hedefim de var, bu yüzden Japonca öğrenmek işime yarayacak.
  2. Yıllardır Batı dilleri ile yatıp kalkıyorum. Yok ingilizce, yok almanca. Zaten birbirilerine benzerler bunlar. Türkçe de biliyorum. Şimdi düşünüyorum, hayat sadece Avrupa değil, hayat sadece Amerika değil. Bunun bir de diğer tarafı var. Kore var, Çin var, Japonya var, var da var. Biraz da bu kültürden bir şeyler öğrenmek istiyorum. Oradan kendime bir şeyler katmak istiyorum. Bunun yapmanın tek yolu da dil’den geçer.
  3. Batı insanları, asya dilleri ile dalga geçmeyi sever. Çin,Çan,Cong, gibi kelimeler telafus eder, ve ne garip bir dil olduğunu bahseder. Kötüledikten sonra, bu dilin ne kadar zor olduğunu bizi her seferinde anımsatır. Sen bunu öğrenemezsin ne olsa, bak gül gibi dilimiz var. 26 harflik alfabe. Bize yeter. Git Fransızca öğren, git Almanca öğren, git Ispanyolca öğren, ama sakın ha Asya dillerine bulaşma. Onlar hem kötü, hem de sana bir şey kazandırmaz derler. Ben ise tam tersini düşünüyorum. Biz Asya’dan geliyorsak, bizim de orada bıraktığımız bir şeyler olduğuna inanıyorum. Japonca ile Türkçe arasında bir çok benzerlik olduğunu kaç kere gördük. Zaten Japonca’nın öğrenilmesi zor değil(miş), zor olan Kanjileri öğrenmekmiş. Bunu da daha önce bahsettiğim 5-Kasa sistemi ile kolayca halledebilir hale gelecek(elbette düzenli çalışma ile). Bu yüzden kafanızdaki önyargıları bir kenara koyun bence.
  4. Yeni bir dil öğreniyorum, yani yeni bir kültür de. Bundan daha güzel ne olabilir ki :)

japan.gifBiraz zaman geçtikten sonra, bir aceminin gözünden size Japonca öğrenmenin izlenimlerini anlatacağım. Belki bu işe hevesli olanların işine yarayabilir. Ayrıca Japonya ve Japonca hakkında Goddess-artemis‘in takip edilesi bir blogu var. Onun dışında Ortak Renkler ve Japonya’da Öğrencilik blogları da çok güzel konular içeriyor. Ayrıca birde Japonya.org adında Forum + Blog şeklinde, bir çok bilginin bulabileceğiniz ve sorabileceğiniz bir site var. Her birinin rss’ine üye olup takip etmeye çalışın.

(Not: Blog’daki tüm reklamları kaldırdım. Adsense’den kazandığım 12 dolar da Google’a kalsın. Bundan sonra bu şekilde devam edecek .İleride host’un masraflarını karşılayabilecek şekilde ziyaretci gelirse o zaman ekleyeceğim. Yoksa inanın böyle çok çok daha iyi. Aynısı yapmayı size de tavsiye ederim.)

Flickr’e geçiş, fotoğraf makineleri ve yan menü için Flickr Badge

Picasa gelişir gelişir dedik, fakat camia yönünden Flickr’in yanında sıfır kaldı malesef. Picasa şu an itibariyle sadece kişisel kullanım için güzeldir. Diğer türlü pek bir işe yaramıyor. Picasa’ya da geçerken çok büyük bir heyecanla geçiş yaptım. Ne diyeyim, geçmez olaydım. Neden mi ?

Birincisi Linux altında hemen hemen hiç bir tane karşı tarafa yükleme yapacak program yok. Her seferinde Picasa’ya gidip, site üzerinden yüklemek işime gelmiyordu, hoşuma da gitmiyordu. Hoş F-spot var, fakat o da adam gibi çalışmıyor ve çok hantal. Oysa Flickr için yüzlerce betik,program var. Bunun dışında Camia yönünden sıfır Picasa. Hiç bir etkileşim yok. Tabi ki bu Picasa’nın kötü anlamına gelmiyor. Ben fikir değiştirdiğim için geçtim. Yoksa kişisel olsaydı kullanmaya devam ederdim. Picasa - Flickr hakkında daha fazla bilgi için Mürekkep için yazdığım yazıya bakabilirsiniz.

AnitkabirDediğim gibi bu yüzden tekrar Flickr’e geçtim. Bu sene çok farklı planlarım var Fotoğrafla ilgili. Güzel bir makine aldıktan sonra(eskisi malesef bozuldu), fotoğraf çekmeye devam edeceğim. Makine konusuna gelirsek, dediğim gibi fotoğraf çekmeyi ciddi anlamda düşünüyorum. Bu yüzden Dslr tipi bir makine almayı düşünüyordum, fakat fiyatlar benim için el yakıyor. Nikon D40‘ı uzuca bulursam almayı düşünürüm ama. Onun dışında Slr-like makineler geliyor. Büyük ihtimalle de bunlardan biri olacak. Şu an gözüme kestirdiğim bir Sony Dsc-H5 var. Ya da Dsc-H2. Çok hoşuma gitti, ve bütçeme de uygun olacağını düşünüyorum. Eğer Slr-like makine olmazsa, sırada kompakt kameralar geliyor. Burada da Fujitsu Finepix F30 var. Bir çok döküman, forum belge okuyarak bunlara karar verdim. Hepsi farklı kategorideler, fakat hepsi kendi alanında söz ettirmiş makinelerdir. Artık hangisi kismetse.

Bunu dışında okulumuzdaki fotoğraf topluluğu’na de katılmaya düşünüyorum. Çok güzel işlendiğini biliyorum. Topluluk sayesinde hem fotoğraf çekmeyi daha iyi öğrenebilirim, hem de değişik değişik geziler yapmış ve yeni insanlarlara tanışmış olurum. Flickr’e de hazır geçmişken sağ tarafa şu an kadar çektiğim tüm fotoğrafların küçük bir sunumunu yerleştirdim(Rss okuyucuları siteme ziyaret edip bakabilirler). Flash ile yapılmış ve çok hoşuma gitti. Flickr’in kendi sayfasından otomatik olarak kolayca hazırlayabiliyorsunuz. Adı da Flickr Badge. Flash yerine Html ile yapılmış bir badge de koymanız mümkün. Bir an için onu da düşündüm, fakat sonra buna yenik düştüm.

Hayat bazen garip olabiliyor

Şimdi anlatacağım, çoğu zaman anlam veremediğim ve sıkca karşılaştığım bir şey. Anlatacağım şey yaşadığım bir takım şeyler. Inanın dünyanın daha doğrusu hayatın ne kadar kısa ve küçük olduğunu gösteriyor. Başlayayım:

  1. 135px-sg1stargate.jpgAlmanya’dayken her çarşamba saat 20.15′de Stargate dizisini izlerdim. Bu dizi RTL 2 adından bir kanalda yayınlanırdı, ve kurgusu itibariyle benim çok hoşuma gittiği için tüm bölümlerini takip eder oldum. Yıl 1997-1998 olması gerekiyor. Çünkü Stargate’nin ilk sezonu o yıllarda yayınlanıyordu. Git gel zaman zaman tüm bölümleri izlemeye başlamıştım. Aradan yıllar geçti ve ben 2002′de Türkiye’ye geldim. Gelmemle beraber artık Stargate’i izleyemez oldum. En son 4′üncü sezon’a kadar gelmiştim ve 5′inci sezonun da bir kaç bölümü. Türkiye’ye geldiğimde ise izleyemediğim için ilk başlarda çok üzülmüştüm. Aradan yıllar geçti ve ben tüm Stargate bölümlerini toplamaya başladım. Hepsini teker teker izlemek istemiştim çünkü. Çünkü bu bilim-kurgu dizisi benim en çok sevdiğim diziydi. Kesinlikle izlemek istiyordum. Hikayeninin bu kısmı buraya kadar.
  2. 1547013499_m.jpg
    Yıl 2005′de Hacettepe Üniversitesinde Ingilizce hazırlığa başladım. Bir sene hazırlıktan sonra bölümüme geçecektim. Tabi hazırlık olunca insan da değişik şeyler yapmak istiyor. Ben de okuldaki Capoeira Topluluğuna başvurdum ve düzenli olarak gittim. Çok sevmiştim. 2006′da ise Kuşak töreni vardı. Batizado diye adlandıralan bu Kuşak Töreninde, her öğrenci ustasına karşı çıkar ve RODO denen çemberde birbirileriyle kapışır. Haliyle ben de katıldım. Hacettepe Capoeira Topluluğu, dünyaca ünlü tanılan Axe Capoeira grubuna bağlı bir topluluk. Türkiye’deki kolu da bizim üniversitedeki topluluktu. Bizim ustamız da Mestre Barrao idi. Yani Axe Capoeria‘nın kurucusu ve lideri. Bu kuşak töreninde ona karşı çıkmıştım. Hatta beraber fotoğraf da çektik. Bana karşı tabi tüm gücünü göstermedi. Sonunda kuşağımı almıştım haliyle. Bu hikaye de buraya kadar

Şimdi yukarıda hayatımdan iki tane parça anlattım. İkisini nasıl bağlıyacağımı şimdi söyleyeceğim.Yukarıda da bahsettiğim gibi Stargate dizilerini toplamaya başardım sonunda. Ben de yaz ayının gelmesiyle beraber bunları izlemeye başladım. Şu an 5 sezon’un 18′inci bölümüne geldim. Şimdi gelelim buradaki dönüm noktasına. Sezon 5, 18′inci bölümde benim ustam, yani Mestre Barrao‘nun dizide bir rolü vardı. Görünce gözlerime inanamadım. Şu dünyada sevdiğim en güzel dizi’de benim 1 sene önceki ustamı görür oldum. Bu bana çok ilginç geldi. Görünce cidden insan şok oluyor.

Düşünüyorum da, Almanya’da başlayan bu dizi merakı, ardından hiç unutmayıp yıllardır bu dizinin bölümlerini toplamam, ardından Ankara’da Capoeria Topluluğuna katılmam, oradaki bir insanla(Mestre Barrao) tanışmam ve ona karşı dövüşmem, ardından bu insanı da en sevdiğim dizi’de görebilmem. Hayat bazen garip olabiliyor.

Ekle-sil faciası

Bundan 1-2 hafta önce Hacettepe Üniversitesinin ekle-sil haftası vardı. Değiştirmek istediğimiz şubeleri değiştirebiliyor, yeni şubeleri seçebiliyorduk, yani derslerimizle ilgili her türlü değişikliği yapmamıza hak tanıyor. 2 gün sürüyor. Ben de o sırada Almanca dersini seçmiştim. Sonra sildirtiler ama başka bir mevzu o. Her neyse, bir gözden geçirdim. Sonra da danışmanımın yanına gittim ve ekle-sili onaylaması için konuştum. Yanındayken tamam dedi, ben de odasından çıktım.

O gün bilgi-gözlem’den baktığımda, ekle-sil haftasının onaylı olduğunu görüyordum. Aradan 3-4 gün geçti ve bir daha bakayım dedim. Bu sefer de ne olmasın. Ekle-sil haftası onaysız gözüküyor. Birde önemli olan, ekle-sil haftası bitti. Yani bundan sonra nasıl onaylanacak bilmiyorum. Neyse gittim yanında, durumu izah ettim. Danışman hocam, tamam adını soyadını yazdım hallolacak dedi. Bende herhalde sorun çıkmaz bir daha diyerek oradan ayrıldım.

Aradan bir hafta sonu geçtikten sonra tekrar danışman hocanın yanına gittim(bu arada ekle-sil hâlâ onaysız gözüküyor). Hocaya durumu sorduğumda daha ilginç bir sorunla karşılaştık. Kayıtlı olduğum tüm şubeler, dersler silinmiş. Hiç bir derse kayıtlı değilmişim.

Böyle bir durumda ne yapılabilir hiç bilmiyorum. Yani onaylı bir durumdan, hiç bir derse kayıtlı değilimişim durumuna düştük. Birde hiç bir suçum da yok. Tamamen kendilerinden oluşan bir hata. Ayrıca şimdi hiç bir derse kayıtlı gözükmediğim için, bu dönem de haliyle iptal olmuş oluyor. Bayramdan sonra sınavlar olacak, bu sınavları hoca girmesi lazım benim adıma, bakacak adım yok.

Tamamen bir facia, zaman ne gösterecek bakalım. Gelişmelerden yine burada haberdar ederim.