Sessizlik ile beraber oturmak isterdim şimdi, yanyana …

Tam şimdi ellimde bir kitap, ve yanımda bir kahve ile, oradaki oturağa oturup, kahvemi yudumlayıp, kitabımı okumak ve manzaranın o büyüleyeceği havasının üstümden akmasını isterdim. Orada olmak şimdi ne güzel olurdu, kar, yağmur, fırtına, sıcaklık fark etmez, yeterki orada olmak … Sessizliği tadını çıkartarak …

Sessizlik

(Fotoğraf : IrenaS - The Rest Cure)

Biraz ara…

Sınavlar yaklaştı ve bu yüzden onlara çalışıyorum. Son zamanlar bu yüzden yazmak için zamanım olmuyor. Bir şeyler buluyorum, yazayım diyorum, ama sonra yine vazgeçiyorum. Su sınavlar bir bitsin hele, çok güzel olacak. Şimdilik böyle malesef …

Ekle-sil faciası

Bundan 1-2 hafta önce Hacettepe Üniversitesinin ekle-sil haftası vardı. Değiştirmek istediğimiz şubeleri değiştirebiliyor, yeni şubeleri seçebiliyorduk, yani derslerimizle ilgili her türlü değişikliği yapmamıza hak tanıyor. 2 gün sürüyor. Ben de o sırada Almanca dersini seçmiştim. Sonra sildirtiler ama başka bir mevzu o. Her neyse, bir gözden geçirdim. Sonra da danışmanımın yanına gittim ve ekle-sili onaylaması için konuştum. Yanındayken tamam dedi, ben de odasından çıktım.

O gün bilgi-gözlem’den baktığımda, ekle-sil haftasının onaylı olduğunu görüyordum. Aradan 3-4 gün geçti ve bir daha bakayım dedim. Bu sefer de ne olmasın. Ekle-sil haftası onaysız gözüküyor. Birde önemli olan, ekle-sil haftası bitti. Yani bundan sonra nasıl onaylanacak bilmiyorum. Neyse gittim yanında, durumu izah ettim. Danışman hocam, tamam adını soyadını yazdım hallolacak dedi. Bende herhalde sorun çıkmaz bir daha diyerek oradan ayrıldım.

Aradan bir hafta sonu geçtikten sonra tekrar danışman hocanın yanına gittim(bu arada ekle-sil hâlâ onaysız gözüküyor). Hocaya durumu sorduğumda daha ilginç bir sorunla karşılaştık. Kayıtlı olduğum tüm şubeler, dersler silinmiş. Hiç bir derse kayıtlı değilmişim.

Böyle bir durumda ne yapılabilir hiç bilmiyorum. Yani onaylı bir durumdan, hiç bir derse kayıtlı değilimişim durumuna düştük. Birde hiç bir suçum da yok. Tamamen kendilerinden oluşan bir hata. Ayrıca şimdi hiç bir derse kayıtlı gözükmediğim için, bu dönem de haliyle iptal olmuş oluyor. Bayramdan sonra sınavlar olacak, bu sınavları hoca girmesi lazım benim adıma, bakacak adım yok.

Tamamen bir facia, zaman ne gösterecek bakalım. Gelişmelerden yine burada haberdar ederim.

Ne diyeceğinizi bilemez olabilirsiniz

Bundan 2 hafta önce bir şeyler karalamıştım . Hayatımda durmadan var olan şeyler. Durmadan olur böyle beklenmedik olaylar. Daha demin yine buna benzer bir olayla karşılaştım.

İki tane hattım var. Bir tane Avea bir tane de Turkcell. Avea’daki kontör bittiği için, Turkcell kartımı taktım.
Ve yaklaşık 10 dk önce beni biri aradı. Arayan kişi de arkadaşım Erkan.

Şimdi ne var bunda diyebilirsin. Devam anlatayım. Erkan benim Almanya’dan ilk okul arkadaşım. Beraber 10 sınıfa kadar okuduk. Aynı sınıfta, aynı sıralarda, herşeyi beraber yaptığım arkadaşlarımdan biriydi. Hayatımın büyük bir bölümünü yaşadığım ortam. Erkan aradığın numara ise Turkcell numarası. Aradı ve bana Trabzon’da olduğunu söyledi. Yarın da aktarmalı uçakla, Ankara’dan Frankfurt’a uçacakmış. Halimi, hatırımı sordu, ve konuştuk biraz.

Şimdi olaylar zinciri çok ilginç. Benim avea’daki kontör bitmeseydi, ben bugün Turkcelli takmazdım. Hadi taktım farz edelim, çıkartıp gene Avea hattımı takardım. Birde her sene sadece bir kere gördüğüm arkadaşımı böyle birden arayınca ne diyeceğinizi bilemez olabilirsiniz. Değişik, ilginç bir dünya.

Orada yabancı burada almancı

Eşki’de gezinirken bu konu ilgimi çekti, arkadaş içimdekilerini hepsini yansıtmış. Bunu burada yayınlamaktan başka yapacağım bir şey yok. Sadece tek eleştiri konusu, Avrupalı türkler ifadesini beğenmiyorum. Hoş değildir, mantiken de yanlıştır. Avrupa’da yaşayan türkler denilirse daha makbul olur. Buyrun yazının devamı:

Avrupalı türkler’in içinde oldukları genel sosyal durumu yansıtan cümle.

Avrupa’da, almanya’da, hollanda’da, belçika’da ve diğerlerinde vatandaşlığa geçmiş olanları dahi yabancı muamelesi görürler. hayatın hemen her günü onlar için birçok açıdan zorluklarla doludur.
Aynı kişiler bütün yıl çalışarak kıt kanaat para biriktirerek memleket hasretiyle geldikleri ülkelerinde ise “almancı” sıfatıyla yolunacak kaz muamelesine tabi tutulurlar.

Oysa avrupalı türkler’in kalpleri temiz, yürekleri kocamandır. bunu türkiye’den geldiğinizi öğrendiğinde taksimetreyi kapatan taksi şöföründe, arkadaşlarınızla içtiğiniz 4-5 fincan çayın parasını almayan kafeterya sahibinde, ekmek arası bir şeyler yemek için uğradığınız ama ısrarla size müşteri muamelesi yapmamakta direnen market sahibinde ve çok sayıda diğerlerinde görürsünüz.

Ne hazindir ki, “orada yabancı burada almancı” veya “burada almancı orada yabancı”dırlar.
Binbir güçlükle çalıştıkları işyerlerinden aldıkları ve kıt kanaat edilen maaşlarından sırf nesilleri kaybolmasın, çocukları ülkelerini unutmasın diye para artırır, ülkelerine gelirler. yurdum derler, vatanım derler… hakir göresiniz diye mi?

Bu satırları okuyup o kişilerin kültür düzeyleriyle ilgili itirazlar getirenler olacaktır.
unutulmaması gereken gerçek, avrupa’ya göç eden türklerin pek çoğunun türkiye’deki şehirleri bile görmeden doğrudan kendi köylerinden avrupa şehirlerine gittiğidir. bu durum birçok sıkıntıyı beraberinde getirmiş olabilir.

Ancak, şu da ilginç bir gerçektir ki, avrupa’ya göç eden milyonlar bu kesimden değil de toplumun pek entel (?) ve pek kültürlü (?) o kesiminden olsaydı, daha 1. nesilden itibaren hepsi kaybolup giderdi. ne türklükleri kalırdı ne de türkiye’leri. istanbul’da, ankara’da, yani türkiye’de olduğu halde kendi kendine asimile olmayı başarmış kesimin zamanında avrupa’ya göç etmiş bulunması halinde ortaya çıkmış olabilecek sonucu düşünebilirsiniz.

ve son söz:
Gurbetçi demek bir sahiplenme ifadesidir güzeldir.

Avrupalı türkler demek, avrupa’ya zamanında göç etmiş nesillerin birkaç yüz veya birkaç bin fabrika işçisinden ibaret olmadığını bilmektir. O insanların artık milyonlarca kişi olduğunu, sanılandan çok daha kalabalık bir nüfusu teşkil ettiklerini, avrupa’da parlamentolarda, belediyelerde görev aldıklarını, hatta avrupa parlamentosu’nda bile yer edindiklerini görebilmektir. Avrupa’da iş dünyasında söz sahibi olmaya başladıklarından, almanları, hollandalıları istihdam ettiklerinden haberdar olmaktır.

onlara, “başın yere eğilmesin, dik dur arkadaş” demektir.

Bir şey daha eklemek isterim. Parası olmayıp da borc parasıyla ordan nasıl araba aldıklarını biliyorum. Sonra o arabasıyla da türkiyede hava atanlar çoktur. Bu yüzden de burdaki halkın bir önyargısı olmaması elde değil. Bundan dolayı da bu olay herkese yayılıyor. Ve her gelen gurbetci de bu önyargı ile damgalanıyor haliyle. Bir kaç kişi,kişiler yüzünden böyle olması hiç hoş değil.

Unutmadan da geçmiyeyim, yazarın adı letter soul . Mesaj yazmak istedim ama malesef okurlara bu olanak sağlanmıyor. Gün gelirse burayı okursa, yazdığı yazı için teşekkürlerimi sunarım.

Dünya küçük mü yoksa büyük mü ?

Geçenlerde yaşadığım iki olayı sizlere aktarayım. İkisi de dünyanın ne kadar küçük olduğunu insana dedirtirebiliyor. En azından bana dedirtirdi.

1.) Kardeşimin üniversite kayıtları için bir takım evraklar lazımdı. Bunlardan biri de muhtarlıktan alınmış ikametgah belgesi. Kardeşimle beraber muhtara gittik. Kendisi belgeyi istemek için muhtarlığa girmişti, bense arabanın içinde onu bekliyordum. Aradan 3-4 dakkika geçmeden, arabının ikiz aynalarından iki kişinin geldiğini gördüm. Ayna’dan bunların kimin olduklarını çıkartmak mümkün değildi tam olarak. Bu iki kişi de muhtarlığa girmişti. Sonra birisi benim gözüme yabancı gelmedi. Biraz daha dikkatli baktıktan sonra, 2 sene önce gittiğim dershanedeki bir kız olduğunu farkettim. Kardeşim belgeyi alırken onlar da karşısına oturmuşlardı. Ne kardeşim onları tanıyordu, ne de onlar kardeşimi. Ben de onları izledim, ve dünya küçük olduğu kadar büyük de olabiliyormuş dedim kendi kendime.

2.) Almanya’dan buraya 2002 yılında gelmiştim. Ondan önce Almanya’da yaşıyordum. 10 sınıfa kadar da okudum. Bu süreç içinde de bir sürü arkadaş edindim. Her türlü milleten her türlü insan. Sınıfım adeta birleşmiş milletleri andırıyordu.Türkiye, Rusya, Portekiz, İtalya, Bosna, Filipin, Almanya, Fas, Etiyopya, İspanya, Yunanistan, vs… tüm bu saydığım ülkelerden gelen insanlarla beraber okuyordum. O kadar kültürün bir arada güzelce yaşadığını görmek de güzeldi. Tabi okurken pek bunun farkına varmadım, ama şimdi insan o çevreden,o hayatdan uzaklaşınca bazı şeyleri daha iyi görebiliyor, ya da farkına varabiliyor diyeyim. Nerde kalmıştım, evet 2002 yılında Türkiye’ye gelmiştim. 10 sınıf bitmişti, ve sınıfdaki tüm arkadaşlarım artık ayrılıyordu. 10 sınıfdan sonra almanya’da eğer benim gibi Gesamtschule’de okuduysanız, seçitli yerlerde devam ediyordunuz, ya da bırakıp, artık iş hayatına atılıyordunuz. İşte benim Türkiye’ye geldiğim gibi, kendi ülkelerine dönen insanlar da vardı. Bunlardan biri de Natalie adında İspanyol bir kızdı. 2003′de yazın Almanya’ya geldiğimde, onunda ispanyaya gittiğini duydum. Bazılarının okulu bıraktığını, bazılarını Abitur’a devam ettiğini, bazıların da iş aradığını. Artık herkes birbirini zor görür demiştim. Natalie’de bunlardın biriydi. Ama 3-4 gün önce msn’de biri beni eklemişti. Tahmin edin kim bu kişi :) Natalie ile de sonra uzun uzun konuştuk, onun neden gittiğini, adresi nerden aldığını vs. Ben Türkiye’ye gelirken 2-3 sene içinde herkesle bağım kopar büyük ihtimalle demiştim. Meğersem o da Almanya’ya gidince sormuş, Fatih nereye gitti diye. O da benim gibi şaşırmış, Türkiyeye geldiğimi duyunca tabi.

Dünya küçük mü, yoksa büyük mü siz karar verin. Ama artık bir sokakta yürürken, benim Etiyopya’lı arkadaşımı görürsem hiç şaşırmam.

« Previous Page