Yeni bir kitap alımı ve Amazon.com wish-list destek butonu

Geçen gün 1-2 saatlik boş zamanımda okulun kütüphanesine gitmiştim. Elektronik dersine çalışacaktım fakat sonra gözüm bilgisayar kitapların bulunduğu reyona takıldı ve o tarafa doğru yöneldim. 80'li yıllardan kalma bir sürü kitapla beraber(20'ye yakın Pascal kitabı vardı), bir kaç yeni kitap görmüştüm. Bunlardan en ilgimi çeken ise "Mastering Regular Expressions" kitabıydı. Daha önce bir çok kişi tarafından güzel şeyler duymuştum bu kitap hakkında, hatta Amazon.com'daki wish-liste'me de eklemiştim. Kitabı merak etmiştim, ben de başladım okumaya. İlk 20 sayfayı okuduğumda zaman o kadar çabuk geçmişti ki ben bile şaşırmıştım. Kitap çok hoşuma gitti, ve elimin altında bulunması gerektiğine karar verdim. Kütüphane'den alsam 2 hafta süresi var, ayrıca uzatsam bile böyle bir kitaba sahip olmak isterdim açıkçası.

Ben de dün bu kitabı sipariş verdim. Galiba 2-3 hafta içinde elime ulaşacak. Kitabı alırken Amazon.com'daki başka kitaplar da ilgimi çekmeye başladı, oydu şuydu derken kendimi Coding Horror'un sitesinde buldum. Turker buraya bakmamı tavsiye etmişti ayrıca, iyiki de bakmışım.Jeff Atwood kitaplar hakkında güzel bir yazı yazmış. Liste'deki kitapların bir kaçını biliyordum, aralarında Turker'in de tavsiye ettiği kitaplar vardı. Aranızda kitap almak isteyip de, tavsiye isteyen varsa kesinlikle bu liste'ye bir göz atsın. Tüm bu kitapları almam biraz zor olacağından almak istediklerimi Amazon.com'daki wish-liste'me ekledim. Bu vesileyle de sağ tarafa bir tane buton ekledim.

Bildiğiniz gibi Blog'umda herhangi bir reklam banneri yok. Zaten pek de istemiyorum, fakat düşündüm destek olmak isteyenler bana kitap alarak çok güzel bir şekilde destek olabilirler. Hem böylelikle istediğim ve okumak istediğim kitaplara sahip olabilirim, hem de okurlarım farklı bir şekilde bana destek olabilirler. Bunu neden diyorum, geçen Türk Blog Yazarlarının toplantısına katılmıştım. Orada da kişisel bir blog'a reklam konulmalı mı konulmamalı diye tartışmıştık. Bir kısmı reklam olmasından yanaydı, bir kısmı da(Mfyz, ben) reklam olmaması, onun yerine donation(bağış) gibi sistemlerden yanaydı. Ayrıca bu gibi kitapları Türkiye'den alabileceğimiz bir yer olsa ne güzel olurdu. En azından bir kitap için 2-3 hafta beklememiş olurduk.

Qt hakkında yeni bir Python kitabı siparişi

Rapid Gui Programming with Python and QtKredi Kartı kullanmadığım için genellikle yurt dışı alışverişleri mümkün olmuyor. Bildiğiniz gibi Paypal hesabınız varsa bile ona para aktarmak için yine kredi kartı ihtiyacı doğuyor. Geriye de iki seçenek kalıyor: Ya Garanti bankasının uyguladığı sanal kart gibi bir kart ile alışveriş yapmak(ki bende kapattım garanti hesabımı) ya da bir arkadaşınız vasıtasıyla almak. Ben de öyle oldu nitekim, Irc'de Serkan abi sağ olsun alabileceğini söyledi ve bu akşam da alımı gerçekleştirdi. Ona da buradan teşekkür ederim.

Hatırlarsanız bundan yaklaşık 1 sene öne Learning Python kitabını sipariş vermiştim. Zamanımı iyi kullanabilseydim belki farklı olabilirdi, her neyse Learning Python kitabı bitti gibi bir şey. Kitap güzeldi ve bir çok şeyi öğretti, tabi yine buna rağmen bol bol alıştırma yapmak lazım yoksa bir dili iyi bir şekilde öğrenmek mümkün değil. Başka şeyleri yazarken de zaten bol bol açıp bakıyorum. Kitabın üçüncü sürümü de çıktı hatta, almak isteyenlere tavsiye edebilirim.

Artık yavaş yavaş Gui programlama hakkında bilgi edinirken Qt ilgimi çekmeye başladı. Bu yüzden Google'da belgeler aramaya başladım, başlangıç için güzel belgeler edindim. Fakat bir kitap aşığı olarak bir kitap alıp onunla çalışsam çok daha iyi olur diye düşündüm. Biraz araştırmadan sonra "Rapid GUI Programming with Python and Qt" kitabına karar verdim. Başlangıç için herkes tarafından tavsiye edilen, ve Qt4 gibi yeni kütüphaneler hakkında bilgiler içeren bir kitaptı. Tahminen 1 ay sonra kitap ellime ulaşır, çünkü diğer kitap da 1 ay sonra gelmişti.

Cemil Meriç’ten Bu Ülke

buulke1.jpgOkuyup beğendiğim ve herkese tavsiye ettiğim nadir kitaplardan biri. Okuduktan sonra, keşke daha önce okusaydım bunca sene neredeydim diye kendime sormadan edemedim. Buradan herkese söylüyorum tekrardan, bu şahısı tanıyın tanıttırın ve eserlerini de okuyun okutturun. Okurken not aldığım, Bu Ülke adlı kitabından bir kaç alıntı:

Bu satırları kendimi tanımak için yazıyorum. Tanımak ve tanıtmak. İnsanın kendisini tanıması yetmez, başkalarına da tanıtması gerek.

İstanbul'da çıkan ilk yazılarım tercüme bürosunun kepazeliklerini teşhir eder. Ben edebiyata sürünerek girmedim, prens olarak girdim, şövalye olarak girdim ve Palas Atena gibi zırhlarımla doğdum. İlk yazımla son yazım arasında büyük bir fark olacağını sanmıyorum. Ağaç dal budak salmış,büyümüş, o kadar.

Münakaşa eden iki insan, aynı graniti yontan iki heykeltıraş, hakikati arayan iki yol arkadaşı. Hedefi, tahrip değil, terkiptir bu kavganın. Mağlubun muzaffer olduğu tek yarış...

Kitap koleksiyonu oluşturmak(Alexandria, Gcstars,Bibshelf,Tellico)

Mpd olayından sonra aklım birden kitaplara kaydı. Müziklerimizin, Filmlerimizin arşivlerini oluşturuyoruz, seve seve düzgün bir şekilde bir nevi koleksiyon oluşturuyoruz. Peki raflarımızdaki kitaplarımız ne olacak ? Son zamanlarda bizim bölümde de küçük çaplı bir kitap furyası başladı. Haliyle kitaplar hakkında çok konuşmaya başladık. Birbirimize kitaplar veririz, tavsiye'de bulunuruz. Bunun böyle olmasına da çok seviniyorum açıkcası.

Şimdi bende düşündüm kesin vardır Linux'da bu şekilde bir program. Aptitude ile "collection" kelimesini aratıktan sonra karşıma bir kaç program çıktı. Sırayla Alexandria, Tellico, Gcstar(eski adıylaGcfilms) ve Bibshelf. Tellico hariç hepsini kurup şöyle bir göz attım. Kde kütüphaneleri kurmamaya çalıştığımdan, yoksa kurup bakabilirsiniz. Geriye kalan 3 programdan kapsamlı olarak sadece Gcstar ve Alexandria kaldı. Bibshelf iyi güzel ama çok sade, resim ekleme gibi bir özelliği yok. Çok basit. Gcstars ise daha önce Gcfilms kullananlar bilir çok kapsamlı. Ayrıca Film koleksiyonu da oluşturabilirsiniz. Alexandria'ya bir kaç kitabımı ekledim. Kitap kapaklarını Google Images ile bulabilirsiniz kolayca.

alexandria.jpg

Alexandria Ruby ile yazılmış, kullanımı basit ama işlevli bir program. Usability iyi olmuş bana göre biraz araştırarak yazılmış bir program. ISBN numarasına göre aramalar yapabiliyor, eğer kitabı bulursa herşeyiyle beraber ekliyor. Ek bir düzenleme yapmanız gerekmiyor. Velakin bizim Türkçe kitaplar için herhangi bir veritabanı yok. Sadece çok ünlü kitaplar varsa var. Bu kitapları genellikle o ülkenin en ünlü mağazalarına bakıp veriyi alıyor. Amazon.com, Amazon.de, Buch.de gibi. Türkiye için herhangi bir site eklenmemiş. Aslında İdeefixe,Kitapyurdu gibi siteler ile bir şey yapılabilir de hiç bir fikrim yok.

Onun dışında elle ekleyebiliyorsunuz. Yazar, Yayınevi, Basım Tarihi, Etiket desteği gibi. Kitabı okuduysanız onu da belirtiyorsunuz. Okumak istiyorum ya da kitabın sahibim gibi seçenekler de mevcut. Kitapları birbirimize ödünç de verdiğimizden, bunu da belirtiyorsunuz. Ödünç verdiğiniz kişinin adını ve ne zaman verdiğinizi de yazıyorsunuz(Gcstar bu işi abartmış, belli bir gün sonra doğrudan programın içinden o kişiye mail bile atabiliyorsunuz).Ayrıca birden fazla kütüphane oluşturabilirsiniz. Örneğin Okul Kitapları, Tüm Kütüphane, Romanlar, Tarih gibi. Akıllı Kütüphane de oluşturabiliyoruz fakat ona tıkladığımda program kendiliğinden çöküveriyor. Hatayı geliştiriciye bildirdim terminal çıktısı ile beraber. Bakalım nasıl olacak.

Sonuç olarak kitaplarımı düzenleyeyim, biraz düzen olsun diyorsanız Alexandria'yı kesin tavsiye ederim. Biraz daha kapsamlı bir program istiyorsanız Gcstars'a bakın. Kde kullananlar ise Tellico'ya bakabilirler.

Günlük tutmanın güzelliği

Montleskine 2Günlük derken sakın yazılı anlamda anlamayın. Yani bugün şunu yaptım, bugün şunu yaptım şeklinde. Ben Moleskine'leri çok severim. Alıp içine bir şeyler yazmak ve ya da karalamak kadar güzel bir şey yoktur bence. Peki ben nasıl günlük tutuyorum ?

Günlüğüm benim bir parçam sayılır, bir nevi yansımam gibi. Ona bakarken kendimi görebilmem lazım. O yüzden de günü gününe bir şeyler yazmam. Şunu bunu yaptım da demem. Yaptığım şey daha çok düşünce aktarımı. Duygu aktarımıdır. Örneğin güzel bir söz duymuşumdur, onu bir yazarım. Kitap okurken mesela Moleskine'm hem yanımamdadır. Beğendiğim yerlerin sayfalarını yazarım, hoşuma giden cümleleri de yazarım. An gelir çok hoşuma giden bir resmi yapıştırırım içine. Her 2-3 günde bir koşu yaparım. Okulda stadyumun etrafında, mesela sırf bunun için bir sayfa ayarladım hangi gün ne kadar koşmuşum diye. Okuduğum kitaplar hakkında düşüncelerimi yazarım, ve o kitap bitiyse yazdıklarımın altına hiragana ile "hon" yazarım. Japonca'da kitap demektir. Bazen hayatımızda geçen olayları, bizi veya da gündemi meşgul eden olayları yazarım. An gelir bir sayfa'yı tamamen çizime ayırırım. O an aklımdan ne geçiyorsa çizerim. An gelir 2 kelime yazarım sadece.

Benim günlüğüm bir nevi hayat günlüğü gibi bir şey. Hayat su gibi akıyor, 1 ay önce ne yaptığımızı hangimiz biliyor ? Bir 5-6 yıl sonra hangimiz bu günleri hatırlayacağız. Ya peki 10-20 sene sonra ? İşte bu yüzden hayatımda var olan bütün etkenleri her türlü şekilde aktarırım. Yazdıklarımın altına tarihi de yazarım. Bakınız Suzi de neler demiş:


Gördüğünüz gibi kendisi daha için sanat kısmıyla ilgileniyor. Sanat hayatın ta kendisidir. Hayatı yani sanatı hiçe saymamız mümkün değildir. Yarın o zaman ilk işinizi gidip kendinize bir günlük alıp, bir şeyler karalamak. Başta belki sıkıcı diyebilirsiniz, ne yazayım ki diyebilirsiniz. Ama siz yazmaya devam edin. Göreceksiniz ki çok güzel bir duygudur.

Tarihi sevdiren adam: İlber Ortaylı

ilberortayli.jpgBu aralar biraz Tarih'e merak saldım ve bir kaç kitap aldım. İlber Ortaylı'nın "Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek" serisini ve Yakup Kadri'nin Ankara romanını(Bu romanı da Tarih hocamız tavsiye etti). Hal böyle olunca daha önce gördüğüm ve Tv'de bolca izlediğim İlber Ortaylı hocamız hakkında daha fazla araştırma yaptım. Kimin nesidir, nedir, ne yapar ? İnternet'de bolca kaynak var tabi burada bu bilgilerle sizleri boğamayacağım. Fakat kitaplarında gerçekten ilgi çekici ve değişik bakış açıları var.

Örneğin Dolmabahçe sarayın yapılmasını hiç öyle ek bir masraf ve israf olarak görmüyor. Hatta Dolmabahçe sarayının diğer dünya sarayların yanında pek bir sönük kaldığını söylüyor. Hakkaten de öyle. Nitekim Avrupa'daki ve Rusya'daki büyük saraylar burada asla olmamıştır.Çünkü belli bir protokol adabı var, ve Topkapayı Sarayı'da bu protokol adabına hiç uygun olmayan bir mimariye sahip. Kitabın diğer serilerini okurken neden bunun böyle olduğunu da anladım. O konulara da detaylı bir biçimde giriyor. Bunların dışında Lale devrini şu cümlelerle anlatıyor ve tamamen farklı bir yorum getiriyor olaya:

"Şu kadarını da unutmayalım; biz lâle devrindeyiz. insanlar, zengininden fakirine, ilmiye sınıfını en seçkin insanlarından, ebu ishakzâde'lerden tutunuz kayıkçıklara, kasapalara kadar lale soğanı yetiştiriyorlar, yeni lale türleri ortaya çıkıyorlar. lale istanbul’da bir moda haline gelmiş. o kadar ki tezkire-i şükûfeciyân bizim tarihimizde lale yetiştiricilerin biyografilerini ihtiva eder. bu eşsiz kaynağı okuduğunuz zaman göreceksiniz ki, türk cemiyeti 18. yüzyılda ayrı bir tarzın içine girmiştir. bilhassa bizim okul tarih derslerinde bir israf, bir lüzumsuzluk olarak addedilen ve ardından kanlı ve cahil bir isyanı davet ettiği için âdeta suçlanan lâle devri, bir medeniyetin açılması ve gelişmesi için âdeta lüzumlu bir üslup değişikliğidir."

Tarihi anlatırken bilgiyi çok iyi bir şekilde sentezliyor. Bilgili olduğu için de hiç bir zaman lafını esirgemez ve hoşlanmadığı ya da yanlış bulduğu herşeyi hiç utanmadan söyler. Velakin Milliyet'deki bir yazıda Orhan Pamuk'a ithafen tabiri caizce iyi bir ayar veriyor:

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk bir kitabında şöyle bir cümle yazmış:

"İmam ikindi namazı saatinde caminin balkonuna çıkarak ikindi ezanını okudu."

Profesör İlber Ortaylı bu tek cümleyi analiz ediyor:

"Bir kere namazın saati olmaz, vakti olur. Saat ayrı, vakit ayrı bir kavramdır. Camilerde balkon yoktur, minarenin şerefesi vardır. Ezanı da imam okumaz, müezzin okur, o da şerefeye çıkmaz, içeriden okur. Bu örnekle de sabittir ki kişiler kendi içinden çıktıkları toplumu bilmeden bir şeyler yapmaya çalıştıklarında doğru şeyler yapmazlar, yapamazlar."

Gördüğünüz gibi gerçekten her konuda bir bildiği var. Zaten kendisi de meşhur Halil İnalcik hocamızın öğrenciymiş zamanında. İlber Ortaylı hakkında daha fazla bilgi için ekşisözlük sayfasına bakabilirsiniz veya da Vikipedi sayfasına bakabilirsiniz. Olmadı Google'a bakınız.

(Not: Yukarıdaki Lale devri ve Orhan Pamuk alıntıları ekşisözlükten alıntdır, Lale devri alıntısı aynı anda da Osmanlı'yı yeniden keşfetmek adlı kitabının da bir parçasıdır S.58-59 )

Next Page »