Nasıl bir Blog yazarıyım ? (Mim)

Turker‘den bana bir pas gelmiş. Bende kabul ederekten zinciri aynen devam ettiriyorum. Bu seferki Mim bize sorulan 5 tane soruyu cevaplamak. Benimkiler şu şekilde:

1. Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?

Blog yazmaya bundan 2.5 sene önce yani 2005′de başladım. O zamanla Sabutay.org adıyla başlamıştım. Hatta hala bu blogun bir kopyası mevcut sabutay.blogspot.com.(Ne yazık ki yönetici paneline ulaşamıyorum bu blogun, çünkü mail adresi farklı, ve ben de bu mail adresini unuttum gitti. Aklıma da gelmiyor) O yazıları bir dönem her yeni başladığım blog’a aktarmıştım fakat sonrası en iyisi sil yeni baştan diyerekten oraya bıraktım.

2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?

Çaba gösteriyorum, fakat bu çaba daha çok yazının imla ve düzeni üzerinde. Yani de ekleri, mi ekleri, acaba şurada bir nokta var mıydı, ya da yok muydu. Bu gibi şeyler. Onun dışında daha ayrı ve samimi bir üslüp kullandığım için, içimden geldiği gibi yazıyorum

3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?

Her yeni blog ilk zamanlarda biraz zaman alır. Benimki de öyleydi. Tasarımı düzeltmek, eklentileri kurmak, bir takım düzenlemer yapmak. Bazı uzun konularda, araştırmam yapmam gerekiyorsa biraz zamanım gidiyor evet, yoksa onun dışında sorun yok

4. Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?

Bekleyiş kime göre neye göre? Reklamları da kaldırdığım için bu konuda çok rahatım. Yani herhangi bir beklentim yok. Benim yaptığım tek şey ilginç bulduğum, ya da başkalarının işine yarayabilecek bazı konulara sizlere göstermektir. Fakat bazen okuyucu sayısının artmasıyla beraber de, yazdığım bazı yazıların herkes tarafından belki okunmayacağını da düşünüyorum, hal öyle olunca ben de biraz değiştiriyorum. Bu da bir nevi beklenri olmuş oluyor aslında.

5. Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?

Bilmiyorum, bundan önce 3 kez blog girişimim olmuştu. Fakat Arslanlar Şehri bunların arasında en oturaklı olanı(domain ve host kendi üzerime olduğundan). O yüzden zamanım sürdüğü sürece devam edecem. Bunun dışında yazdığım Mürekkep.org da o şekilde devam ediyor. Fakat hatırlayanlar bilir, bir zamanlar Google Şehri adında bir blog açmıştım. Onu ise zamansızlık yüzünden kapatmıştım.

Evet cevaplar bu şekilde, ben de bu pası doğrudan Heartsmagic, Tarık ve Tutku‘ya yolluyorum.

Kamera tavsiyesi (Fujitsu Finepix F31d) ve yeni bir mim

Aramalarım hala devam ediyor, Slr-like tipi makinelere veda etmem gerekecek galiba. Malesef kamera’yı sadece ben değil, ailem de kullanacak. Hal öyle olunca, Babam da kendisine göre daha kullanışlı bir şey istiyor. Fakat arkadaşlarından biri galiba tavsiye etmiş Sony olsun diye, bir kaç kere gelip bana Sony nasıl diye söyleme başladı. Muhtemelen Dsc W100 ya da Dsc W200. Çünkü her ikisi de kompakt sayılır. Her neyse gelelim konuya, alabilirsem slr-like almaya deneyeceğim, olmazsa Fuji F31d’yi almaya deneyeceğim, bakınız Dpreview’dekiler ne güzel anlatmış:

finepix_f31fd.jpg

And so, to sum up; the F31fd is everything the F30 was, with a couple of tweaks here and there that – on balance – can be considered to offer a slight improvement over what was already a uniquely capable camera. I suspect (though I hope I’m wrong) that this is the last time we’ll see this sensor in a compact camera, as Fuji feels the pressure to keep up with the megapixel race ever more strongly. This would be a real tragedy; the F31fd hits the image quality ‘sweet spot’ by using a large sensor, relatively low pixel count and some very clever processing, and I can’t see them repeating this with a more densely-packed sensor. It is the perfect illustration of the oft made point that more pixels do not mean better quality; we’ve compared the F31fd to a whole range of much more expensive compacts going right up to 10MP, and – aside from a little extra resolution at base ISO – it puts most of them to shame. Once you get to ISO 400 there simply isn’t a compact on the market that can hold a flame to it.

Unlike so many manufacturers that produce amazing cameras with average sensors, Fuji has an amazing sensor and – to be brutally honest – an average camera. As with the F30 this is a camera that wins a Highly Recommended only if you regularly shoot in low light – if you only ever take pictures in blazing sunshine there are competitors with far more impressive feature lists or lower prices. But you just can’t take away from Fuji the fact that – at this moment in time – this unassuming little 6MP camera still sets the benchmark for image quality in the entire compact sector. It’s also a surprisingly reliable ‘point and shoot’ model with excellent color and accurate focus/metering in most circumstances.

Yani yakın zaman içinde Dijital Kamera almak isteyenler herşeyi bir kenara atıp bu makine’den bir tane alsınlar. Dpreview’e inanmıyorsanız, Google da bir aratmanızı tavsiye ederim. Göreceksiniz ki Fuji F30 ve Fuji F31d herkes tarafından beğenilen ve her yerde en yüksek puanı almış güzel bir kameradır. Hala inanmadıysanız Fuji F31d tarafından çekilmiş fotoğraflara bakmanızı tavsiye ederim. Olmadı Flickr’de Fuji F31d ile çekilmiş fotoğraflara bakabilirsiniz.

Biraz da konu dışı. Üç kişi tarafından mimlenmişsim, vaktim olmadığı için yazamadım. Bu yeni mim’de sevmediğimiz ve gereksiz, dandik bulduğumuz teknoloji’leri sıralıyoruz. Beni mimleyenler, Bilgsiz.org, Volkan Karakuş ve Flynxs‘a teşekkür ederim. Benim dandik diye tabir edeceğim teknolojiler şu şekilde:

  1. Windows işletim sistemi: Dandiğin ta kendisi diyebilirim. Hiç bir işime yaramıyor, kullanmak isteyince sanki 10 yıl geriye zaman makinesi ile dönmüş gibi hisetmemi sağlıyor. Daha fazla konuşulacak bir şey de yok zaten, blog’umu takip edenler neler yazdığımı az çok biliyorlar.
  2. Palm: Neden palm ? Çünkü Telefon şirketleri onlarca para yatırıp, araştırma yaparken, Palm üyerleri uyuya kaldılar. Onca zamanları varken hiç bir gelişme kat etmediler. Malesef bu yüzden de geride kaldılar ve artık pek kullanılmayan, bir zamanlar ünlü olan cihazlarla baş başa kaldılar. Ne diyelim, umarım düzelir.
  3. iPhone: Sevmiyorum, sevemedim, sevmeyeceğim. Belki ileride, ama Apple’nin fiyat politakası ve kafası ile bunun pek mümkün olacağını sanmıyorum. Hiç bir halta yaramayan bir aleti yüceltmenin bir anlamı yok çünkü.

Buraya kadar. Pas atacak pek kimse kalmadığı için Alper abi’ye bir orta atıyorum. Kabul ederse Mürekkep‘te kendisi yazar, onun dışında bu sefer biraz rahat durayım.

En çok kullandığınız ilk 10 bash komutları hangileridir ?

Pimpmyshell‘de okuyunca merak edip aynısını bende uygulamadım. En çok kullanılan komutların ilk 10′u şu şekilde bende:

245 ./a.out
40 su
18 man
18 df
14 ./prog
13 killall
13 iwconfig
12 ls
11 wget
11 scrot

./a.out ve ./prog, c kodlarını derledikten sonra çıkan çalıştırabilir dosyası. Durmadan onları açıp denediğim için tavan yapmış anlaşılan. En çok kullanılan komutları görebilmek için şu komut yeterli :

1
history|awk '{print $2}'|awk 'BEGIN {FS="|"} {print $1}'|sort|uniq -c|sort -rn|head -10

Sizler en çok hangi komutları kullanıyorsunuz ?

Gözde Teknolojiniz Hangisi?

Yeni bir mim dalgası daha başlatılmış. Sevdiğimiz ve kullandığımız teknolojilerin bir listesini yayınlıyormuşuz. Bana Volkan ve Alper abi pas atmış. Cevaplamazsak olmaz şimdi. Hakkımda sayfasında da yazdığım gibi pek teknoloji merakı değilim, fakat yine de çok severim. Benim sevdiklerim ise sırayla şu şekilde

  1. Linux işletim sistemi ve çevresi. Açık-kaynak ürünleri ve programları. Onlar olmadan olmaz
  2. Google ürünleri. Kim ne derse desin bunlar olmadan olmaz. Hatta şunu diyebilirim, yıllık belirli bir ücret isteze, para vereceğim tek yer Google olur.
  3. İnternet ve Web 2.0. Sayesinde hayatımızı daha kolay kullanır hale geldik
  4. Wifi’li bir telefon. Telefon olmazsa da olur, fakat kablosuz bağlantı ile her an internet’e bağalanabileyim.
  5. Dijital kamera ve video. İstediğin zaman fotoğrafını çek, ilerisi için saklamak ya da anı yakalamak çok güzel bir olay.

Say say bitmez, o yüzden en önemlileri bu şekilde. Pas atmak istediğim çok kişi yok aslında o yüzden Bilgisiz.org‘dan yengeç’e atayım pası. Almazsa da canı sağolsun :)

Mim, Mimm, Mimmm … Yeni mim dalgası – Beni Kritize Et

Yeni bir mim dalgası, birbirizimi kritize edip, 3 kişiye pas atıyoruz. Beni de Gürkan mimlemiş. Bu akımı ilk başlatan Nahnu idi, şimdi tüm blogosfere yayıldı.

  • Gelelim Kritize etmem gereken Gürkan’a. Kendisi şahsi olarak tanımam, ilk olarak sitesini nerde gördüğümü de hatırlamıyorum. Kendi blog’una eklediğine görmüştüm, ben de sonra onu eklemiştim.. Tasarım açısından sitesi gayet güzel düzenlemiş. Arkadaşı Ferhat o bakımda da yardım ediyor dediği gibi. Her ikisinin site tasarımları gayet güzel. Header özellikle bence cuk diye oturmuş. İkimizin de ortak yani, Sagopa Kajmer dinlememiz herhalde, benim en sevdiğim sanatcı, galiba Gürkan da çok seviyor.
  • Gelelim şimdi eksik kısımlara ya da yapması gerekenlere, dobra dobra yazacam kimse alınmasın sonra :)
    Etiketler kısmı sınıfta kalmış, çok küçük çok uzun ve etiket bulutundan ziyade arda arda eklenmiş kelimelerin bir grafiğini arındırıyor. Beğenmediğim o kısmı. Rss teşviki site’de hemen hemen hiç yok, Feedburner’de bir feed hesabı açtırıp, ziyaretcilerine tanıtması onun yararına olacaktır. Konu olarak da genel olarak herkese hitap ediyor, Youtube yasaklanması ya da Adsl tarifleri tanıtması gibi. Hakkında sayfasında yazdığı gibi kendisini geliştirmek istiyorsa, ilk önce bir yerden tuttup o konuda hakkında araştırmalar yapıp, kendini o alanda geliştirmek onun yararına olacaktır. Velakin bu da Blog’daki yazılarını da etkileyecektir. Hangi konu derseniz, ona elbette kendisi karar verecektir, fakat bir hedefi olması çok çok önemlidir. Yoksa inanın 1-2 sene geçtikten sonra, bu kadar zaman geçti, baya bir şey yapmışım, ama aslında hiç bir şey de yapmamışım diyebilir insan. Neyse bu nasihat gibi oldu, burada bitireyim :)
  • Kendisi Google Reader’de ekli, güzel konulara değiniyor ara sıra, yazılarını da devamını diliyorum.

Benim de pas attıklarım şu şekilde : Raptiye(Alper), Bilgisiz, uzun zamandır sessiz kalan Blog Böceği