Günlük tutmanın güzelliği

Montleskine 2Günlük derken sakın yazılı anlamda anlamayın. Yani bugün şunu yaptım, bugün şunu yaptım şeklinde. Ben Moleskine'leri çok severim. Alıp içine bir şeyler yazmak ve ya da karalamak kadar güzel bir şey yoktur bence. Peki ben nasıl günlük tutuyorum ?

Günlüğüm benim bir parçam sayılır, bir nevi yansımam gibi. Ona bakarken kendimi görebilmem lazım. O yüzden de günü gününe bir şeyler yazmam. Şunu bunu yaptım da demem. Yaptığım şey daha çok düşünce aktarımı. Duygu aktarımıdır. Örneğin güzel bir söz duymuşumdur, onu bir yazarım. Kitap okurken mesela Moleskine'm hem yanımamdadır. Beğendiğim yerlerin sayfalarını yazarım, hoşuma giden cümleleri de yazarım. An gelir çok hoşuma giden bir resmi yapıştırırım içine. Her 2-3 günde bir koşu yaparım. Okulda stadyumun etrafında, mesela sırf bunun için bir sayfa ayarladım hangi gün ne kadar koşmuşum diye. Okuduğum kitaplar hakkında düşüncelerimi yazarım, ve o kitap bitiyse yazdıklarımın altına hiragana ile "hon" yazarım. Japonca'da kitap demektir. Bazen hayatımızda geçen olayları, bizi veya da gündemi meşgul eden olayları yazarım. An gelir bir sayfa'yı tamamen çizime ayırırım. O an aklımdan ne geçiyorsa çizerim. An gelir 2 kelime yazarım sadece.

Benim günlüğüm bir nevi hayat günlüğü gibi bir şey. Hayat su gibi akıyor, 1 ay önce ne yaptığımızı hangimiz biliyor ? Bir 5-6 yıl sonra hangimiz bu günleri hatırlayacağız. Ya peki 10-20 sene sonra ? İşte bu yüzden hayatımda var olan bütün etkenleri her türlü şekilde aktarırım. Yazdıklarımın altına tarihi de yazarım. Bakınız Suzi de neler demiş:


Gördüğünüz gibi kendisi daha için sanat kısmıyla ilgileniyor. Sanat hayatın ta kendisidir. Hayatı yani sanatı hiçe saymamız mümkün değildir. Yarın o zaman ilk işinizi gidip kendinize bir günlük alıp, bir şeyler karalamak. Başta belki sıkıcı diyebilirsiniz, ne yazayım ki diyebilirsiniz. Ama siz yazmaya devam edin. Göreceksiniz ki çok güzel bir duygudur.

Nescafe çıktı, mertlik bozuldu

KahveBu aralar yine kahveye hasret duyuyorum. Her ne kadar, nescafenin ürünlerini içmemeye gayret etsem de, ellimin altına geçiyorlar ister istemez. Fakat okuldaki bir işletmeci, yeni filtre kahveleri getirmeye başladı, ve benim de yüzüm gülmeye başladı. Çok kaliteli olmazsa bile, hazır kahvelere göre çok çok daha iyi. En azından benim için. Bugün içtim ve uzun zamandır gerçek kahve içmediğimin farkına vardım. Şimdi neden bunları yazma gereği duydum.

Bunun birincsi sebebi, çok özlemişim keyifle kahve içmeyi, ikinci sebebi ise, hafif'deki bir yazı bunları yazmama vesile oldu. Hafif'deki o tartışmayı okumunazı tavsiye ederim. Siz de elinizden geldiğince, hazır kahve içmemeye gayret edin. Adı üstünde Kahve, keyif verecek, keyifle içilecek. Günümüzün dünyasına her şey hızlı olduğu için, her şeyi hızlı yapar hale geldik. Bunun en bariz örneği de yemek(fast food). Konumuza geri dönersek, böyle bir dünyada işte, kahve gibi, keyif vermesi gereken bir içeceğin, üçü bir arada, hemen yap, hemen iç denmesi çok abes kaçıyor. Ayrıca nasıl bir tadı var, insanlar nasıl tad alıyor anlamıyorum. Hani ben de içiyorum, ama sevdiğimden değil de, gerekli olduğundan (gece ders çalışmaları, sınav öncesi ...).

Bir yabancı sitede Türk kahvesi nasıl yapıldığını anlatılıyor. Adamlar 11 sayfa boyunca türk kahvesini tüm ayrıntılarıyla konuşuyorlar, tartışıyorlar. Kahve keyifle içilir demiştim ya, işte bu Türk kahvesini nasıl daha keyifli içeriz diye tartışıyorlar. Ekşi'deki hazır kahve altında yazılanlara da bakmanızı tavsiye ederim. Nescafe altında yazılarn şu girdinin gerçeklik payı var mı bilmiyorum, ama gayet güzel anlatmış olayı biri:

Brazilyalı kahve üreticilerinin ellerinde kalan yeşil kahve çekirdeklerini ne yapacaklarını bilemeyip,isviçreli nestle firmasına,

- bu yeşil kahve çekirdeklerini ne yapalım? nasıl değerlendirebiliriz bu kahve çekirdeklerini?

diye başvurması sonucu,
isviçreli nestle çalışanlarının,

-"aman bu yeşil çekirdekler atılmasın, bunlardan da para kazanalım"

diye icad ettiği,

cafe ve nestle sözcüklerinin karışımından türetilmiş bir isme sahip ticari bir içecek adıdır nescafe.

-" dünyaca ünlü geleneksel bir türk tadı olan türk kahvesi varken,

"yeşil kahve çekirdekleri elimizde kalmasın diye" isviçrelilerce uydurulan bu içeceği içenlerse mutlaka türk kahvesi diye bir şey duymamış olan başka gezegenlerin insanlarıdır herhalde diye düşünüyorum.

Son olarak da yukarıdaki kahve resimin üzerindeki kalbin nasıl yapıldığını görmek istiyorsanız, Latte Art diye adlandırılan bu sanatı izleyin derim.

Moleskine: Her Moleskine’nin anlatacak bir hikayesi vardır

MoleskineMoleskine20'inci yüzyılda Paris'deki edebiyat ve sanat ortamlarında kullanılan bir defterdi. Bu defter Tours'da küçük bir kırtasiyede üretiliyordu. Dış kapağı Moleskin adında bir kumaş'la kaplı olduğu için Moleskine adı verilmiştir deftere. Bu kumaş çok sağlam ve dayanıklıdır, örneğin Alman Askeri birimlerin bir kaçında bu kumaş kullanılır. Başka belirgin özelliği ise, siyah bir lastik ile defteri kapatması, ayırca birde defterin içinde küçük bir çanta olmasıdır.

Moleskine1Moleskine'nin ünlülüğü Bruce Chatwin'in kitabında (ing. The Songlines) detaylı bir şekilde anlatılıyor. Zaten defterlerin adını da „les carnets moleskines“ olarak ifade ediyordu. Sık sık şunu ifade ederdi „Losing my passport was the least of my worries, losing a notebook was a catastrophe.“ ( Pasaportumu kaybetmek, benim için kaygılanacak en son şeylerden biriydi, ama defterimi kaybetmek bir felâketdi.) Bu korkusu yüzünden Chatwin'e jest olsun diye, Modo&Modo tarafından üretilen Moleskine'lerin ilk sayfasında, sahibinin adresi ve bulan kişi'ye de, bulduğu takdir'de verilecek para miktarı yazmak için bir yer ayrılmıştır. 1986'da Paris'deki bir kırtasiye'de artık üretilmediğini öğrenmişti.

MoleskineSonra italyan Modo&Modo Moleskine isminin patentini alarak, güzel bir pazarlama yöntemi ile satmaya başladı. Pazarlam yöntemi ise, zamanındaki ünlü yazarların da bu defteri kullandığını göstermekti. Aralarında Bruce Chatwin, Ernest Hemingway, Oscar Wilde, Louis-Ferdinand Céline, Pablo Picasso, Vincent van Gogh, Luis Sepúlveda ve Henri Matisse gibi ünlü kişiler vardı. Tabi burda şimdi eleştirilecek bir nokta var ki, o da şu. Bu kişileri Moleskine'nin kendisini kullanmamışlardı. Zamanında Moleskine'yi üreten sadece bir kişi yoktu, bir çok kişi bu defterleri yapıyordu, ve defterin ismine de Moleskine deniliyordu. Yani bildiğimiz defterler. Ama bu defteri ellinize aldığınızda, bilmediğiniz bir şey sizi kaplıyor. Defterin sadeliğinden mi kaynaklanıyor, ya da bu kişilerin zamanından kullandığından mı, artık size kalmış.

Moleskine2Bugünlerde ise bir çok seçit de türedi, normal düz çizgili olanlardan, müzik notalarını yazmak için olanlara kadar. Genelikle iki tip boyutu vardır, küçük olan 9x14 cm, büyük olan da 13x21 cm büyüklüğünde. Birde şimdilerde eskisi gibi Moleskin derisini kullanmıyorlar.Onun yerine ucuz çin malı kullanılıyor. Gerçi Modo&Modo her moleskine'nin el yapımı olduğunu vurguluyor. Hata ufak bir deforme'de bile yollayabilirsiniz, size yenisini yollayacaklarmış. Kaliteli defterdir buna rağmen. Moleskine'yi Türkiye'de büyük şehirlerde bir kaç yerde bulursunuz. Yavaş yavaş ama, bir kaç yıl içinde bir çok yerde göreceğimden eminim. Tek eksiği ise fiyat. Geçenler'de Ankara'da Armada'daki Remzi kitapevi'nde görmüştüm. Fiyatlarını sorduğumda ise, küçükleri için(9x14xm) 20-30 ytl arasında demişlerdi. Büyükleri de biraz daha pahalıdır. Ama İnternet'den alma imkanınız varsa, daha ucuza da bulabilirsiniz.

Moleskine4Ve Moleskineler dünyada adeta bir fenomen şekline gelmiştir. Çoğu kişi kitabların I-Pod'u diyor hatta. Yazmayı sevmeyen kişiler bile bu defter sayesinde yazmaya başlıyor. Mesela bu site'de Moleskine hakkında her türlü bilgiyi bulabilirsiniz. Bu site de buna benzer şekilde yürüyor. Moleskine sevenler öyle bir hale geldi ki, fotoğraflarını bile paylaşıyorlar.Flickr'de Moleskinerie adında bir grup var. Burada binlerce kişi Moleskine'lerin fotoğraflarını yayınlıyorlar. Google Groups'da moleskine hakkında konuşan bir topluluk var. Düşüncelerinizi onlarla paylaşabilirisiniz. Ayrıca Moleskine Hack'leri vardır. Bunlar nedir ? Örneğin şurda biri, Moleskine için kalem tutacağı yapmış. Burada ise Moleskinenizi nasıl daha verimli kullanabileceğini anlatmış. Şurada, şurada ve şurada da değişik şeyler var. Google'de Moleskine Hacks diye aratırırsanız, bir sürü site bulabilirsiniz. Moleskine'nin kendi orijinal sitesinde de, bir çok yazarın hikayelerini okuyabilirsiniz. Ayrıca ne gibi Moleskine'ler olduğunu merak ediyorsanız bakmaya değer. Bu site'de Moleskine'yi seven bir blog topluluğu var. Bir çok güzel yazı bulabilirsiniz. Buna benzer türkçe bir de Moleschino.org var.

Her Moleskine'nin anlatacak bir hikayesi var, ya sizin ? Bildikleriniz varsa yorumunuzu esirgemeyin, yazarsanız sevinirim :)

6×6 m. içine yerleştirilmiş dönen ev

Zamazing.org da okuduğum girdi ilgi çekici. Luigi Colani adında alman bir tasarımcı tarafından oluşturulmuş. 36 metrekarelik bir alanda, yaşanack bir ev inşa etmiş. Evin içindeki odalar daire içinde birbirine yerleştirilmiş. Daire döndükce odalar da gün ışığına çıkıyor. Zekice tasarlanmış bir çizim.

Dışarıdan çekim

Colani

Okumaya devam edin »

Bulutlarda sanat

Bulutlarlda SanatÇok güzel ve ilginç resimler bulabileceğiniz bir site. Etkileyici ve aynı anda da düşündürücü. Buyrun siz de bakın:

Bulutlarda sanat (tıklayın)