Dropbox ile kişisel Web 2.0 Svn hesabı

Uzun zaman önce duyurulan bu web servisini hepiniz duymuşunuzdur tahminen. Geçenlerde Openbox kullanan birinin yazısını okurken karşıma tekrar çıkmıştı Dropbox. Ben de kurup deniyeyim dedim. Dropbox Amazon’un Web Servislerini altyapısını kullanarak size 2 gb ücretsiz çevrimiçi alan sunuyor. Bu alanı istediğiniz gibi kullanabiliyorsunuz, Box.net‘deki gibi 25 mb dosya sınırı yok yani (aslında bakarsanız Box.net’in ücretli paketleri çok daha kapsamlı fakat ücretli olduğu için Dropbox ile karşılaştırma yapmam doğru olmaz).

Bu web servisini diğerlerinden ayıran en belirgin özellik sürüm kontrol sistemi olması ve 3 ayrı platformda (Linux,Mac,Windows) bu sayede kolayca eş zamanlı güncelleme imkanı bulunmasıdır. Dropbox sistemini kurduktan sonra “home” dizinininde Dropbox adında bir klasör oluşturuyor. Bu klasör, kurulan dropbox daemonu ile daime göz altında ve yapılan değiştermeler kayıt altına tutuluyor. Örneğin içerinize bir tane txt dosyası attınız, adı “.bashrc” olsun. Atar atmaz bu dosya hesabınıza da yükleniyor. 2gb yeri istediğiniz gibi bu kolay yöntem ile doldurabilirsiniz.

Şimdi örneğin tüm ayarlama dosyalarınızı bu dizine attınız. vimrc, bashrc, conkyrc tarzı, sizin için gerekli ve kullandığınız tüm dosyaları atıyorsunuz buraya. Hatta klasörün içinde “dotfiles” adında bir klasör oluşturup onun içine atıp daha derli toplu yapabilirsiniz.

Ardından bu dosyalara birer symbolic link atayabilirsiniz, örneğin vim için:

$ ln -s Dropbox/dotfiles/.vimrc .vimrc

Şimdi bu ne demek bizim için, bundan sonra .vimrc’de yaptığınız tüm değişiklikler otomatik olarak Dropbox hesabınıza iletilecek. Bunun en güzel yanı ise farklı bir bilgisayara ya da platforma geçtiğinizde olacak. Başka bir dağıtıma geçtiğinize tek yapmanız gereken dropboxu kurmak, ve gereken bağlantıları oluşturmak. Vimrc her zaman sunucuda kalacak ve kaybolma gibi durumlarda yaşanmayacak(bana çok olmuştu). Bunun dışında sürüm kontrol sistemi olduğundan yaptığınız değişikleri her zaman geri getirebilirsiniz.

Dropbox

Svn, git tarzı sistemleri kullanan kullanıcılar zaten bu tarz sistemleri çok iyi biliyorlardır. Dropbox’un yaptığı ise bu sistemleri Web 2.0 havası katarak son kullanıcıya sunmaktır. Gayet güzel de işliyor bence. Eksik yanları ise, kurulan dropbox daemon’un kapalı kaynak olması ve bilgilerinizin yabancı bir sunucuda saklanıyor olmasıdır. Bunları benim için sorun değil diyorsanız gayet keyifle kullanabileceğinzi bir servistir kendisi. Son olarak Dropbux’u kurmak için forumlarındaki dropbox daemon paketini home dizinine açıp, oradan ./dropbox-dist/dropboxd dosyasını çalıştırmak yeterlidir. İlla nautilus kullanmak gerekmiyor yani.

Daha fazla bilgi için hazırladıkları video’yu izleyebilirsiniz.

Sade Yaşam

Masaüstümü bir güzel düzenledikten sonra bilgisayarın başına geçip, uzun zamandır okuyamadığım haberleri(rss’leri) okumaya koyuldum. Yabancı kategorisinde 217 tane girdi birikmişti. Başladım okumaya. Aralarından bir tanesi beni biraz başka şeylere düşünmeye itti. Hatta kendisini de paylaştım.

356467158_d725e7ac72.jpg

Paul Stamatiou’nun blogunu kesinlikle okumasını tavsiye ederim. Geliştiriciler, kullanıcılar açısından da güzel derlemeler yapıyor. En son yazısındaLess Clutter” adında küçük bir paragrafa yer ayırmıştı. Bu paragraf’da sade bir yaşamın getireceği avantajını anlatmıştı. Yazının ortasında ise Steve Jobs‘un 1982 yılında kendi halinde bir odada çekilmiş bir fotoğrafa yer ayırılmıştı. Fotoğraf da ilginç tabi. Ortada Steve Jobs yere çökmüş, elinde bir kupa çay, bir ışık kaynağı, arka tarafında bir müzik aleti, ve önünde ise bir kaç defter. Onun dışında hiç bir şey yok odanın içinde.

Paul yazısında aynı zamanda Paul Graham‘ın bir yazısından(Stuff) bahsediyordu. Bu yazıyı da kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Yazının kendisi Ingilizce fakat çok güzel bilgiler içeriyor. Zaten Paul Stamatiou‘yu bu paragrafı yazmasına iten sebep de bu yazının kendisi. Yazıda kısaca değinilen şey sade ve “eşyasız” bir yaşam. Kendisi(Paul Graham) bunu 1 senelik bir Italya seyahatında anladığını söylüyor. O zaman sadece bir bavul ve bir kaç kitap alarak gitti. 1 yılın ardından tek özlediği şey ise kitaplarıydı diyor kendisi. Ona göre sade bir yaşam bir insanı mutlu ve huzurlu edecek en büyük etkenlerinden biri. Ne kadar az eşyamız olursa o kadar çok enerjimizi “önemli” olan şeylere ayırmış oluruz. Zaten önemli olan da bu. Yazı çok uzun olduğu için okursanız daha iyi anlarsınız. Benim burada asıl bahsetmek istediğim başka bir olay var.

1028649797_81b91504fa.jpg

Bu yazıyı okurken nedense bizdeki anadolu’da köyler ve zamanındaki padişahların bile benimsediği sade hayat aklıma geldi. Onlar da zamanında bu felsefeyi benimsemiş ve bu yolda devam etmişlerdir. Hatta Oktay Sinanoğlu’nun Bye Bye Türkçe adlı kitabında da japonların bizdeki gibi sade bir hayatı benimsediklerini söylüyordu. Bizdeki gibi derken tabi anadolu köylerindeki sade hayatı diyorum. Şehirlerdeki evleri kastetmiyorum(genelleme yapmıyorum tabi, istnisnalar vardır her zaman). Aslına bakarsak çoğu insan, ve bunların çoğu da batılı olmakla beraber, doğudaki bu sade yaşamı keşfetmeye başladılar. Bakınız Internet alemine, Less is More kavramını benimsemiş ve bu yolda milyon dollarlar kazanmış bir sürü şirket görürsünüz. Hepimizin bildiği Google‘da 1997′de anasayfasında sadece bir arama kutusu bulundurarak bugünkü başarısına ulaşmıştır. Tabi bunlar böyle gelişirken bir çok insan da bu sade yaşamı bırakarak batıdaki gibi çok eşyalı kültüre dönüşüyor. Bunu hiç birimiz inkar edemez herhalde. Önemli olan bunu farkında olmak ve ona göre bir hayat çizmek.

(Fotoğraflar: [1],[2])

Etiket(tag) kullanmanın faydaları

lowndes-fig2-400px.gifWeb 2.0 ile etiket dünyasına çok ani bir giriş yaptık, ve sıradışı bir kategorilendirme sistemi ile karşı karşıya geldik. Kategori kullanarak sınırlı bir erişebilirlik söz konusuyken, etiket sistemi ile web’i tekrar oluşturmaya başladık ve çok daha verimli bir hale getirdik. Doğru kullanıldığına güzel sonuçlar elde edebiliyorduk bu sistem ile. Ne yazik ki spam’e de çok açık bir sistem(alakası olmayan öğelere alakasız etiketler yapıştırmak gibi). Del.icio.us gibi siteler etiketleri kullanım yoğunluğuna göre sıraladıkları için bu spam’lerden bir nevi kurtulmuş oluyorlar haliyle.

Geçen yazdığım fotoğraf düzenleme programları hakkındaki bir yazıya cevap yazarken özellikle Fotoğraf konusundaki problemime etiket sistemini bir çözüm olarak gördüm. Kısaca fotoğrafları nasıl kategorilendirmeye çalıştığımı anlatayım. Fotoğraflar adında bir klasörüm var, içinde ise alt klasörler olarak Aile, Arkadaşlar, Okul, Gezi, Diğer,… gibi klasörler mevcut. Bu klasörler de kendi içinde klasörler barındırıyor. Örneğin Okul klasöründe Lise,Hazırlık,Bölüm,Kampüs gibi klasörler mevcut. En iyisi böyle olacağını düşündüğüm için yaklaşık bir yıldır bu şekilde arşivlemeye başladım. Günler geçtikce ve fotoğraflarım artıkça bu klasör sisteminin bir iğne gibi her defasına bana saptığını gördüm. Çünkü artık fotoğraflar birbirine girmiş durumda oldu. Nasıl derseniz. Okul’da arkadaşlarım ile çektiğim fotoğrafları okul’a mı koymalı yoksa arkadaşlar’a mı ? Ailemle almanya’da çekindiğim fotoğrafları aile klasörüne mi koymalı yoksa gezi klasörüne mi ? Bu gibi sorular ile boğuşur oldum anlayacağınız.

Digikam kullanmam ile beraber etiket’leri de kullanmaya karar verdim ve bu sorunu ortadan kaldırdım. Her türlü fotoğrafı etiketlendirme başladım. Almanya ise almanya, içinde babam veya annem varsa, onları da etiket yapıştırdım, arkadaşlarım isimlerini de etiketlendirdim. Şimdi o kadar kolay oldu ki inanamazsınız. Örneğin babamın almanya’daki fotoğraflarını görmek için tek yaptığım “baba” ve “almanya” etiketlerini seçmek. Anında tüm fotoğraflar karşımda. Ya da “İsmail” ve “Uğur” isimi arkadaşlarımın bulunduğu fotoğrafları görmek için bunları seçiyorum, onların bulunduğu tüm fotoğraflar karşıma çıkıyor. Yani her ikisi de oluyor. En güzel yanı ne tarihe bağlı oluyorum, ne klasöre. Bu yıl çektiğim tüm fotoğraflara 2007 etiketini de yapıştırdım.(Tabiki exif bilgileri sayesinde tarih bilgilerine de sahibim aynı zamanda).

Kategorilendirme ve etiketlendirme hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler Ontology is Overrated: Categories, Links, and Tags adlı yazıyı da bakabilirler. Sizler de hâlâ klasör sistemini kullanıyorsanız bence etiket sistemine geçin, daha verimli bir yönteminiz varsa buyrun paylaşın.

Türkçe digg – Oyyla.com

Oyyla
Webrazzi forumlarında bundan 3 hafta önce Türkçe digg’de neler olmalı ya da olmaması gerekenler hakkında konuşmutuk. Şimdi 3 hafta sonra Oyyla.com açıldı. Oyyla.com hakkında Mürekkep’de bir yazı yazdım ilgilenenlere. Uzun zamandır bekliyordum, ne zaman çıkacak derken sonunda belli oldu. Resmi olarak 20 Mart‘da açılacak. Bilen bilmeyenlere duyursun, üye olun, katılın, oy verin !

Twitter furyası, maksat Web 2.0 havasına uymak

TwitterBu aralar sıkca Twitter’den her yerde duyar oldum. Şurada burada bir Twitter furyası var ama bir anlam veremedim. Twitter nedir sorarsanız ben de tam anlamış değilim tek bildiğim insanlar o an ne yapıyorlarsa onu yazıyorlar. Örneğin kahve içiyorsanız, ben şimdi kahve içiyorum diyorsunuz. Başkaları da bu yazdıklarınızı okuyabiliyor. Msn iletilerinde yazılanlar gibi desem daha iyi olur, msn iletindeki bu yazıları daha geniş bir platforma taşımışlar. Herkes kendi dilinde yazıyor, çoğunlukla tabi ingilizce. Türkçe Twitter çıkar mı bilmem, fakat Twitter kendi içinde gruplar ya da dillere ayrılırsa bu da mümkün olur. Peki bunun bize bir yararı ya da zarar var mı sizce ? İnsanlar neden kullanır Twitter’i ?
Okumaya devam edin »

Web 2.0 – Are you blogging this ?

1,461,380 kez izlenmiş efsane Web 2.0 nedir videosunun yönetmeni David Lee King yeni bir Web 2.0 videosu çıkarmış. İzleyin:

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=V6Kki_WJJRA[/youtube]