Mart 2007 Blog İstatistikleri

Bir ay daha arkamızda bıraktık ve bu bir ay içinde bir çok yazı yazıp, hakkında konuşup tartıştık. Bu da beni sevindiriyor, en azından birileri tarafından okunmasını bilmek hoşuma gidiyor. Çünkü buradaki bir çok kaynağı kendim için değil, başkaları faydalansın diye yazıyorum. Kendime saklasam ne işe yarar değil mi ?

Bu ay Şubat’a göre çok daha fazla ziyaretci çekti. Mart ayındaki istatistikler şu şekilde:

Toplam Sayfa görüntülemesi: 5,437
Toplam Ziyaretci sayısı : 2,874

Sayfa Görüntülemesi(1) - Ziyaretci sayısı(2)
Reinvigorate Arslanlar Şehri

En hararetli günler ise 21, 24 ve 26 Mart yaşandı. 21 Mart’da toplam 311 tane sayfa görünümü yapıldı ve 213 tane ziyaretci geldi. Ziyaretcilerin yüzde 94‘ü Türkiye’den geliyor. Geri kalanları ise sırayla Amerika, Almanya, Hollanda, Belçika‘dan geliyor. En çok kullanılan tarayıcı ise %51,19 ile İnternet Explorer, ardından ise % 42,38 ile Firefox geliyor. Burada kullanıcıların çoğunluğu Türkiye’den gelmesine rağmen, Firefox kullanma payının yüksek olduğunu görüyoruz.

Mart ayı içinde en çok okunan yazılar sırayla şu şekilde:

  1. Kde uygulamaları kullanmak için 7 neden
  2. Cem Adrian - Yağmur
  3. Linux altında Windows uygulamalarını çalıştırmak
  4. Google Reader’i verimli kullanmak (kısayollar)
  5. Twitter furyası, maksat Web 2.0 havasına uymak
  6. Her Moleskine’nin anlatacak bir hikayesi vardır
  7. Reinvigorate’de dünya haritasi özelliği
  8. Google Code Prettifier - Kodlarınızı sitenize daha güzel yansıtın
  9. Arslanlar Şehrinde Blog Temizlemesi
  10. Yasal Torrent siteleri , Açık kaynak dünyasının bizlere armağanı

Bildiğiniz gibi Simple Tag eklentisini kullanıyorum. Bu sayede tüm yazılarımı etiketlendirebiliyorum. Sağ tarafda etiket bulutu da mevcut. Arama motorlarından gelen ya da tıklanılan en çok etiketler

  1. Sagopa Kajmer
  2. İpucu
  3. Yazı
  4. Hayat
  5. Google
  6. Sanat
  7. İzlenim
  8. Archlinux
  9. Heroes
  10. Yağmur

Mart ayında bu yazı ile beraber toplam 18 tane yazı yazmışsım. En çok yorum alan yazı ise Kde yazısıydı.

En çok ziyarteci gönderen siteler ise :

İlk 10 arama motorlarından gelen kelimeler ise şu şekilde:

  • cem adrian yağmur
  • arslanlar şehri
  • torrent siteleri
  • hereos
  • dünya haritası
  • iphone özellikler
  • linux da c kodu derleme
  • linux de windows programlarını çalıştırmak
  • alias komut
  • oyyla

Bildiğiniz gibi blogumu kolayca Rss beslemesi ile takip edebilirsiniz. Feedburner’de en çok okunan yazılar ise şunlar

Son 30 günde rss beslemesine üye olan kişi sayısı 20-24′den 48-52′e yükseldi. Yani tam iki katına çıktı. Şubat ayındaki istatistiklere bakınca, ziyaretci sayısı ile doğru oğrantılı şekilde büyüyor.

Feedburner Arslanlar Şehri

Genel olarak güzel bir ay geçtiğini diyebilirim. En çok aranan kelimenin Cem Adrian Yağmur olması, Halil arkadaşımın iyi olabilir, fakat benim pek hoşuma gitmedi. Ziyaretci sayısı bu anlamda yükselmiş, fakat benim ve yazılarımın genellikle Web, Açık Kaynak, Linux üzerine olduğu için ziyaretcilerin bu yazılara gelmesini yeğlerim. Buna rağmen Kde hakkında yazığım yazı ay içinde en çok okunan ve ziyaret edilen yazı olması da beni sevindirdi. Özellikle Gezegen’den gelen ziyaretciler çok oldu. Bundan sonra her 3 ay’da bir böyle bir istatistikler kesiti yapacağım. Okul ve iş-güç olmazsa her ay yapmak isterdim fakat böyle daha iyi.

Kullandığım ve yararlandığım servisler ise Google Analytics, Feedburner ve Reinvigorate. Özellikle Google Analytics uzun vadeli veriler için kullandım. Grafikler ve kısa vadeli istatistikler için de Reinvigorate. Reinvigorate’i okumayı daha çok severim açıkcası. Birde 103bees var, onda da kısa vadeli ve anlık arama motoru kelimelerini görebiliyorum.

(Not1: 5-6 gündür bir şey yazamadım, yazmak istediğim o kadar konu vardı fakat vize’ler başladı. 1 hafta böyle devam edebilir)
(Not2: İstatistiğe karşı büyük bir ilgim varmış da benim haberim yok)

Bir türkiye klasiği

Şimdi aşağıdaki bir tane fotoğraf var. Burası bizim evin önü. Bir caddenin ve sokağın birleştiği yer. Sol taraf cadde, onun devamı sağ yukarı ise sokak. Cadde ve sokak arasındaki fark ise, Cadde’nin asfaltı düzgün bir şekilde yapılmış, sokağın ise kırık dökük olması. Ayrıca caddenin asfaltı daha yeni yapıldı, yeni döküldü yani. Gelelim neden bu yazının başlığını bir Türkiye klasiği koydum diye. Asfaltı döken kişiler Ankara Büyükşehir Belediyesinin çalışanları. Buraya bu asfalt dökülürken, gittik söyledik bakın 3-4 metre sağda da bozuk bir yol var, orayı da düzeltin diye.

Çalışanların verdiği cevap ise şu : Haklısınız da, biz Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak, sadece caddelere hizmet verebiliyoruz, sokaklara Çankaya Belediyesi bakıyor, bu yüzden karışmamız mümkün değildir“, sonra oradaki bir yetkiliyi çağırdık ve ikna etmeye çalıştık, o da, buraya dökebileceğini söyledi, ama Çankaya Belediyesi ile araları olmadığından(Yıllardır Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Çankaya Belediyesi arasında anlamadığım, anlam veremediğim bir tartışma var, birbirilerini çekemiyorlar) sokağa asfalt atarsam başım derde girer dedi. Şimdi diğer açıdan bakarsak, Ankara Büyükşehir Belediyesi gıcıklık olsun diye Çankaya Belediyesinin sokaklarını karışmıyordur bilerek. Ya da tam tersi işte.



Her iki tarafa da hak veremiyorum, bu türkiye’nin bir hastalığı ne olsa. İnsanları karşı karşıya getirmek, insanları bir tarafı tutmaya zorlamak, ister istemez bu kavganın içine sürükleniyor. Aynı türban meselesi gibi. Yazacak daha çok şey var da, neyse …

Orada yabancı burada almancı

Eşki’de gezinirken bu konu ilgimi çekti, arkadaş içimdekilerini hepsini yansıtmış. Bunu burada yayınlamaktan başka yapacağım bir şey yok. Sadece tek eleştiri konusu, Avrupalı türkler ifadesini beğenmiyorum. Hoş değildir, mantiken de yanlıştır. Avrupa’da yaşayan türkler denilirse daha makbul olur. Buyrun yazının devamı:

Avrupalı türkler’in içinde oldukları genel sosyal durumu yansıtan cümle.

Avrupa’da, almanya’da, hollanda’da, belçika’da ve diğerlerinde vatandaşlığa geçmiş olanları dahi yabancı muamelesi görürler. hayatın hemen her günü onlar için birçok açıdan zorluklarla doludur.
Aynı kişiler bütün yıl çalışarak kıt kanaat para biriktirerek memleket hasretiyle geldikleri ülkelerinde ise “almancı” sıfatıyla yolunacak kaz muamelesine tabi tutulurlar.

Oysa avrupalı türkler’in kalpleri temiz, yürekleri kocamandır. bunu türkiye’den geldiğinizi öğrendiğinde taksimetreyi kapatan taksi şöföründe, arkadaşlarınızla içtiğiniz 4-5 fincan çayın parasını almayan kafeterya sahibinde, ekmek arası bir şeyler yemek için uğradığınız ama ısrarla size müşteri muamelesi yapmamakta direnen market sahibinde ve çok sayıda diğerlerinde görürsünüz.

Ne hazindir ki, “orada yabancı burada almancı” veya “burada almancı orada yabancı”dırlar.
Binbir güçlükle çalıştıkları işyerlerinden aldıkları ve kıt kanaat edilen maaşlarından sırf nesilleri kaybolmasın, çocukları ülkelerini unutmasın diye para artırır, ülkelerine gelirler. yurdum derler, vatanım derler… hakir göresiniz diye mi?

Bu satırları okuyup o kişilerin kültür düzeyleriyle ilgili itirazlar getirenler olacaktır.
unutulmaması gereken gerçek, avrupa’ya göç eden türklerin pek çoğunun türkiye’deki şehirleri bile görmeden doğrudan kendi köylerinden avrupa şehirlerine gittiğidir. bu durum birçok sıkıntıyı beraberinde getirmiş olabilir.

Ancak, şu da ilginç bir gerçektir ki, avrupa’ya göç eden milyonlar bu kesimden değil de toplumun pek entel (?) ve pek kültürlü (?) o kesiminden olsaydı, daha 1. nesilden itibaren hepsi kaybolup giderdi. ne türklükleri kalırdı ne de türkiye’leri. istanbul’da, ankara’da, yani türkiye’de olduğu halde kendi kendine asimile olmayı başarmış kesimin zamanında avrupa’ya göç etmiş bulunması halinde ortaya çıkmış olabilecek sonucu düşünebilirsiniz.

ve son söz:
Gurbetçi demek bir sahiplenme ifadesidir güzeldir.

Avrupalı türkler demek, avrupa’ya zamanında göç etmiş nesillerin birkaç yüz veya birkaç bin fabrika işçisinden ibaret olmadığını bilmektir. O insanların artık milyonlarca kişi olduğunu, sanılandan çok daha kalabalık bir nüfusu teşkil ettiklerini, avrupa’da parlamentolarda, belediyelerde görev aldıklarını, hatta avrupa parlamentosu’nda bile yer edindiklerini görebilmektir. Avrupa’da iş dünyasında söz sahibi olmaya başladıklarından, almanları, hollandalıları istihdam ettiklerinden haberdar olmaktır.

onlara, “başın yere eğilmesin, dik dur arkadaş” demektir.

Bir şey daha eklemek isterim. Parası olmayıp da borc parasıyla ordan nasıl araba aldıklarını biliyorum. Sonra o arabasıyla da türkiyede hava atanlar çoktur. Bu yüzden de burdaki halkın bir önyargısı olmaması elde değil. Bundan dolayı da bu olay herkese yayılıyor. Ve her gelen gurbetci de bu önyargı ile damgalanıyor haliyle. Bir kaç kişi,kişiler yüzünden böyle olması hiç hoş değil.

Unutmadan da geçmiyeyim, yazarın adı letter soul . Mesaj yazmak istedim ama malesef okurlara bu olanak sağlanmıyor. Gün gelirse burayı okursa, yazdığı yazı için teşekkürlerimi sunarım.

Eğer bir çiçeği seviyorsam

Eger bir cicegi seviyorsam onu seyrederim; varligi ve canliligi bana sevinc verir. Ama eger bir cicegi siddetle arzularsam, ona sahip olmak istersem, topragindan sokerim, keserim ve masamdaki bir vazoya koyarim. Cicek olecektir. Bense acgozlulugumu doyurmusumdur. Kisa bir sure icinde cicegi tuketirim. tuketim cabucak gelip gecen bir seydir. Acgozlulugumle cicegi oldurdum. Halbuki disarida doganin kucaginda daha uzun sure hayatta kalabilirdi. Bu mudur sevgi? Kisa bir sure bana sevinc verecek diye acgozlulugumle mahvettim onu. Bu mudur olumlu adanmislik, bu mudur karsisindakini incitmekten cekinerek kendini adamak? Cicegi kestigim ve masama koydugum zaman, onu sevdigimi iddia edebilir miyim gercekten? Susleme amacim icin mi kullanmam gerekirdi cicegi? Eger onu gercekten sevseydim, oldugu yerde begenir ve severdim. Ve bir baskasi onu kesmemi ve bir vazoya koymami tavsiye ettiginde saskinliktan ne yapacagimi bilemez olurdum.

Yazan: Anonim

« Previous Page